E

Ğ

E

R


İ

N

S

A

N


İ

S

E

N


Ö

L

M

E

Z

S

İ

N


K

O

R

K

M

A
Uzumbaba Anasayfa        uzumradyo
   istatistik

Üzümbaba düşünüyor


YÜREK İSTERSE


Ben düşman aramam uzaktır yolum
Şu dipten yüreğim yanmak isterse
Bir ben mi kavrulur kurtlanır postum
Çakallar sırtlanlar yırtmak isterse

Bir mecnun olamam acı çekeyim
Ferhat şirinime yanıp biteyim
Kızgın çöle düştüm susuz gideyim
Akrepler çiyanlar sokmak isterse

Omuza yüklenir bunca dert keder
Gözlerim dertlenir akar sel gider
Gurbet ele düştüm çareler ürker
Firavunlar yezit olmak isterse

Nuh gemisi mi var arar dururdum
Uçar coşar onu yanar bulurdum
Gökten düşse idim ya rab olurdum
Çakardım yıldıza ömür isterse

Ruhumda arardım dikenli teli
Yolumda sorardım bükerdim beli
Kelli felli fesli olmazdım belli
Göremez olurdum körlük isterse

Üzümoğlu böyle sözüm dökersem
Göznurum çürürdü dizim çökersem
Çözmeden dünyayı ölüp göçersem
Çözen bulur elbet yürek isterse

6 haziran 2016
Üzümbaba
Yazının linki

Facebookta Paylas



YETMEZ

Bir kara elmas var durmaz akıyor
Bu berbat dünyaya pislik saçıyor
Hırsızı kaçkını alıp satıyor
Böyle kaçkını da tut demek yetmez

Bu kara elmasa neler dönüyor
Sapıklar türemiş fetva veriyor
Öz kızını şehvet diye eliyor
Sapıkları gör de dur demek yetmez

Dizine koyduğu öz yavrusunu
Günah değil diye ses borusunu
Hangi halttan yemiş su borusunu
Çıkartmak için de hık demek yetmez

Bu kara elmasa kendini kaptır
Sapık fetvalara ruhunu sattır
Beş deve bağışla kurtajı yaptır
Bindiğin deve de sap demek yetmez

Üzümoğlu acep ben mi avare
Seni yaratana versem bahane
Evirse çevirse gömse şahane
Taptığın elmas da boş demek yetmez

Üzümoğlu(2016-01-20)
Yazının linki

Facebookta Paylas



İNADINA UYGAR'LIK

Işıklar parıldıyor
İçimizi yakarcasına
Parlatıyor en ücra karanlıkları
Yakıtımız kanımız canımız
Uzay yolculuğuna gidercesine

Uygarca yaşamak gereği
Gizlenemeyeceksin ey hayin
En çaresiz karanlıklarda
Dopdolu parlayan
Mehtaplı ışıltılarda görürcesine

Bazan zafer sanacak
O karanlık vahşi görünümü
Çakallara gün doğacak

Ammaaa

Sarp kayalar karanlıkları yutarcasına
İnadına aydınlık
İnadına Uygar'lık

Üzümoğlu(2015-10-13)
Tüm canından olanlar adına...
Ve bizim de canımız Uygar Coşgun adına.
anKARA

Yazının linki

Facebookta Paylas

İlim Çin'de bile olsa
(Okuyucu için seçtik)

Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşâneler gördüm
Dolaştım mülk-i İslâmı, bütün virâneler gördüm.
Ziya Paşa (1825-1880)


Toplumun felsefesi köreltilmiş

Kolay değil.

Biraz dağınık olacak belki, ama düşünceler de hep içte kalacaksa, bir işe yaramayacaksa o düşünceden değişik düşünceler üretilemez. Kısır döngü olarak beyin hücrelerine zarar vermeye başlar. Düşünceler dışa vurmadığı sürece beyin üretimi yapılamaz.

Eşeğin önüne ayni uzaklıkta ot konur, eşek de çok açtır, bir an önce karnını doyurmak zorundadır. Ancak ayni uzaklıktaki iki ot yığınına baka baka acından ölür, çünkü hangisine gidip yiyeceğine bir türlü karar veremez, diye okul çağlarındayken bu deneyi bize okutmuşlardı.

Felsefe, dünyada ilk bilim olarak bilinir. Felsefesiz bir bilim dalı asla düşünülemez. Beyin sürekli düşünerek felsefe yapar. En iyimserlikten en tehlikesine kadar... Bilgiyi arar, sürekli arar, peşinden koşar,
kovalar, bulur, yine doymaz, daha üst bilgilere ulaşmaya çalışır...

Felsefe bütün anabilim dallarının başlangıç noktasıdır. Keza matematiğin de...

Bir çocuğa 10-3-5, geriye ne kaldı diye sorarsın. Çocuk afallar, hiç bir şey anlamaz. Çünkü daha önce hiç böyle bir soruyla karşılaşmamıştır. Bilemez. Ama kafasında bir takım sorular belirlenir, bu nedir, diye öğrenmek için sormaya başlar. İlgisini çekmiştir. Ancak beyin hücreleri henüz gelişmemiştir, öğrenim dönemindedir. Meraklanır, sürekli sorar, baba, anne, bu ne demektir, diye sormaya devam eder. Çocuğun, o
sorular artık ilgisini çektiğinden dolayı beyin hücreleri o soruyu sevmeye başlamıştır, sürekli sorması bir yanıt aramasından dolayıdır.

İlgisini çekmezse unutur gider...

Çocuk, 1`den 10`a kadar saymayı daha önceden öğrenmiştir. Ama daha ilerisini bilmez, ancak öğrenme isteği var ise sorunun ne anlama geldiğini sormaya devam eder. Eğer anne ya da baba, bu matematik sorusunun yanıtını 2 olarak söylerse, çocuk bundan mutlu olmaz, bu sefer de, niye 2, diye sormaya devam eder.

Birgün gelir, üç arkadaş oyun oynarlar, çocuğun elinde on misket vardır. Bu misketlerin üçü diğer çocuğun, beşi de öteki çocuğun eline geçer. Çocuk elinde kalanlara bakar, iki misket kalmıştır. O zaman yavaş yavaş anlamaya başlar ki 10-3-5=2 edermiş. Bu ortamı çocuğa anne baba hazırlamıştır. Eğer sonucu araştırmadan papağan gibi deselerdi ki 2 eder, çocuk bundan birşey anlamayacaktı, sürekli hazır sonuçları öğrenecekti anlamadığı halde.

Çocukluğumuzda az papara yemedik kerat cetvelini ezberleme konusunda. Sadece ezberle... Bir üst sınıfa geçtiğinde ezberlediğini unutmuştursun, haydi silbaştan, kerat cetvelini ezberleyeceksin yine... Bir üst sınıfa
geçtiğinde sonuç ayni.

Düşünce yeteneğin köreltilmesi buna denir.

Türkiye`de yüzyıllardır, Osmanlı dönemi dahil, ezberleyeceksin, unutacaksın, yine ezberleyeceksin, yine unutacaksın.... Yine ezberleyeceksin.

Sormayacaksın, soruşturmayacaksın, araştırmayacaksın... Bırakacaksın onu üst sınıflar yapsın. Onlar sana sonucu söyler, onunla yetineceksin.

Körlüğe devam...

Burada Mustafa Kemal Atatürk dönemini ayrı tutmak gerekiyor, O bir Başöğretmen´di, bunu tüm dünya bilir, düşman da olsalar, ona bilimsel anlamda saygıyla eğilirler.

Hepsi bu...

Bugün Türkiye felsefi anlamda  devrimini bir türlü yapamamıştır, yaptırılmamıştır. Kısa vadede ezberci, sorgusuz sualsiz biatçı kültürü ülkeyi bataklıklardan bataklıklara sürüklemeye devam etmektedir. Bataklıklardan kurtulma çabaları bir yana, yeni bataklıklara sürüklenmektedir.

Türkiye tarihinin en büyük, en iğrenç, iğnelerini batırdıkça toplumu felç etmeye devam eden 12 eylül 1980 bataklığını kurutma çabaları bir yana, kuzulaştırma ve uyuşturma politikaları devam etmektedir. Arada topu topu bir avuç sözde aydınlar kendi pozisyonları bozulmasın da, boşvercilik devam etmektedir.

Hırsızlık legal...
Soygunculuk, yağmacılık legal...
Din yobazlıkları tavan vurmuş, legal...
Tabela üniversiteler legal...
Sorgusuz sualsiz biat kültürü legal...
Ortaçağ vahşi kültürüne özenti legal...
Kadını ortaçağ bataklığına sürüklemek legal...
Çocuklarımızı dokuz yaşına gelmeden sen artık yetişkinsin legal...
Dini, meshebi, dili, ırkı kalın çizgilerle ayırmak legal...
Ağacılık, ağaçsızcılık, mafyacılık vs legal...
İnsanlarımızı, çocuklarımızı, evcil hayvanlarımızı sokaklarda vahşice ezmek legal...
Vesaire vesaire hepsi legal...

Hiçbirşey bilmediği halde profösörlük legal...

Paramparça olup, kan emen emperyal sömürücülerin kucağına düşmek legal...

Peki, ne yasak bu ülkede?

Felsefe kesinlikle yasak... Düşünmeyeceksin, düşündürmeyeceksin...

Aman haaa...

Bilgiye koşmak kesinlikle yasak...

Biat edeceksin:
Dinimiz bunu emrediyormuş,
Kültürümüz bunu emrediyormuş,
Saygı bunu emrediyormuş,
Empeyallerin kucağına düşmek bunu emrediyormuş,

Düdüklenmek dahil...

Halk zaten bulaşıcı sivrisinek sokuntularıyla uyuşturulmuş. Hiçbirşey umrunda değil, ağaların, beylerin, paşaların, soyguncu entel bozuntuların peşinden gidin, en mutlu sizsiniz...

Merak etmeyin, bu boşluğu emperyallar doldurur...

Sizi daha da mutlu eder...

Haa, bütün bunların sorumluları kimler acaba?

Dünün emici canavarları bugün masum,
Bugünün masumları yarın canavar,
Yarının canavarları öbürgün yeniden masum
...

Kısır döngüye devam...

Parsel parsel eylemişler dünyayı
Bir dikili taştan gayri nem kaldı
Dost köyünden ayağımı kesmişler
Bir akılsız baştan gayri nem kaldı

(Mahzuni Şerif)

Bu akılsızlık devam ettikçe...

Hiç kimse masum değil... Herkes suçlu...

Çıkın şimdi işin içinden...
.....

Yaratıp da, çok eleştirdiğiniz bugünlerdeki o şaşalı(?) Ak Saray'a yeniden biat etmeye devam ederseniz hiç şaşmam.

Sokak felsefesinden vazgeçin, gerçek bilimsel felsefeye dönün, diyeceğim ama...

Gelen gideni aratmaya devam ediyor...

Sahi, kimin eli, kimin cebinde?

Üzümbaba
9 kasım 2014

Yazının linki

Facebookta Paylas


Kanada Toronto'da yaşayan ve canadaturk internet sitesinde makaleler yazan Sayın Halit Anginer abimizin izniyle bir makalesini daha buraya taşıdık. Makale iki bölümdü, biz devamlılık açısından birleştirdik. Tek amacımız bilgilenmek.

İLİM ÇİN'DE BİLE OLSA..


Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşâneler gördüm
Dolaştım mülk-i İslâmı, bütün virâneler gördüm. (* )
Ziya Paşa (1825-1880)


Bir Osmanlı devlet adamı şairi Ziya Paşa'nın bu beyitle vurguladığı geri kalmışlığı, ondan 200 yıl önce yaşamış olan Evliya Çelebi şöyle anlatıyor:

"Cihanı gezip gören bu hakir, iman taşıyan bir kalp ile yedi iklim temaşa ettiğim vakit, Kâfiristan'dan daha mamur bir diyar görmedim! Ve İslam diyarı kadar da harap yerler görmedim."

Aynı kelimeleri kullanarak her ikisinin de anlattığı şey aynı: Geri kalmışlık.

Niye İslam ülkeleri geri kalmışlar?

Dünya coğrafyasına bakıldığında, İslam ülkelerinin dünyanın en eski uygarlıklarının kurulduğu coğrafyada yaşadığı görülür.

Toprak ilk defa buralarda ekildi. İlk evler buralarda yapıldı. Madeni araç gereçler ilk bu topraklarda icat edildi.

Yazı ilk buralarda kullanıldı. İlk kanunlar buralarda yazıldı. İlk ameliyat buralarda yapıldı.

Şimdi İslam ülkelerinin üzerinde bulunduğu topraklar uygarlıkların beşiğidir.

Peki, sonra ne oldu da bir durgunluk başladı?

İslamiyet, ilk yıllarında, Orta Doğu'ya hareket getirdi. İslamiyet'in ilk yüzyıllarında bilime değer verildiği, yabancı kaynaklardaki bilim eserlerinin çevrildiği, üzerlerinde tartışıldığı biliniyor.

Medreselerde bu bilim ve felsefe kitapları okutulurmuş. Bu konularda yeni düşünceler üretilmiş, kitaplar yazılmış.

Bilim adamları, ülkeyi yönetenlerden saygı ve destek görmüş.

İbni Batuta, İbni Sina, İbni Rüşt, Farabi ve birçoklarının, o ilk yüzyıllardaki verimli fikir ortamında yetiştiklerini okuyoruz.

Anlatıldığına göre bu düşünce ortamı Batı dünyasındakinden çok ileriymiş.

Bugün ise İslam dünyası, Batı'dan hayli geri.

Dünyadaki Müslüman sayısı toplam dünya nüfusunun yüzde yirmisi. Yani yaklaşık olarak dünyada bir buçuk milyar Müslüman yaşıyor.

60 kadar da İslam ülkesi var. Bu ülkelerde yaşayan bilim adamlarından birinin veya herhangi bir vatandaşının şimdiye kadar gözle görülür bir şey icat ettiği duyulmadı.

İcadıyla insanlığa hizmet eden hiç kimsenin adı akla gelmiyor.

Bir düğmesine basarak izlenen televizyon, tuşlarına dokunularak dünyanın herhangi bir yerine anında selam gönderen bilgisayar kimlerin icadı?

Hastalanıldığında kullanılan ilaçların, insan vücudunun sağlıklı yaşamasını sağlayan makinelerin, tomografi, x ray ve yapay böbrek cihazlarının, kalbe takılan pillerin yapımında, Müslüman ülkelerden bir isim var mı?

Uçağa biniyor, bir kuş misali uçarak sevdiklerine kavuşuyor insanlar. Uçağı kim icat etti. Otomobili ve uçağı insanlığa kim armağan etti.

Niye Müslüman ülkelerde şimdiye kadar böyle, insanlığa hizmet eden hayırlı işleri yapacak kişiler çıkmadı, çıkmıyor?

850 yıl önce Batı dünyasına bilgi aktaran Doğu'nun bilim adamlarını ne yok etti?

Neden, yeni İbni Sinaların yetişmesine imkân yaratmak yerine, yüzlerce yıl İbni Sina ile övünmekle yetinildi?

Petrol denizinde yüzen, petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar'ın, petrol dâhil, ürettikleri mal ve hizmetlerin toplamı bir İspanya'nın yarısı kadar değil.

Bilimi her şeyin önünde tutan Amerika Birleşik Devletleri, tek başına, 1,5 milyar nüfusa sahip 60 İslam ülkesinin 6 katı mal ve hizmet üretiyor.

Türkiye'nin ARGE (araştırma- geliştirme)'ye yaptığı yatırımlar, Almanya'nın ARGE yatırımlarının bugünkü seviyesine ancak 2050 senesinde yetişebilecekmiş.

Bilime ve bilim adamına yatırım yapılmadıkça uygar dünyaya yetişmek ham hayaldir. Bu herkesçe bilinen bir şey.

Sürekli yenilenen teknolojiyi satın almaya hiçbir ülkenin ham madde kaynakları ilelebet yetmez.

Bir ülke eğer teknoloji sahibi olamazsa, sonunda, teknoloji üreten ülkelerin yalnızca pazarı olarak, ham madde ve insan gücü kaynağı olarak kalmaya mahkûmdur.

Şöyle bir haber çıktı:

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörü, Amerika'dan teklif alan iki başarılı mezununu ayda 2 bin dolara Üniversite'de kalmaya ikna etmiş.

Rektörün anlattığına göre Amerikan Üniversitesinden gelen teklif bu rakamın çok üzerindeymiş. Ama Rektör onların yurtseverlik damarlarına dokunmuş.

Ancak Rektör, bu iki bilim adamının yapacakları çalışma ve araştırma masraflarını, ödenek olduğu hâlde, kullanmalarını sağlayamamış.

Yetkililer, fikirler uyuşmadığı için, ödeneğin kullanılmasına bir türlü izin vermemişler. Çalışma yapma imkânı bulamayan bilim adamları, bunun üzerine, Amerika'ya gitmişler.

Bu işin fikirle ne ilgisi olabilir! Adamın fikrinin şu veya bu olması, onun, ülkesi için, insanlık için bulacağı, yapacağı, icat edeceği bir şeyi lanetli mi yapacak.

Bir ilacı kullanırken, o ilacı keşfedenin hangi fikirde olduğunu hiç akla geliyor mu? Yalnızca şu söyleniyor: Bu ilacı kim bulduysa, Allah ondan razı olsun.


*Müslüman olmayan ülkeleri gezdim; şehirler, saraylar gördüm

İslam ülkelerini dolaştım; hep yıkıntılar gördüm


(17/03/2014)
.......................
İkinci bölümde yazı devam ediyor..

WhatsApp internet mesajlaşma ağı şirketi 19 milyar dolar gibi inanılması güç bir fiyata satıldı.

1976 yılında Ukrayna'da doğan Jan Kaum, 16 yaşındayken anne ve anneannesi ile Amerika'ya göç etti.

Anne, babysitter, oğul temizlik işçisi olarak çalıştılar. Bilgisayar programcılığına merak salan Kaum, üniversiteyi bitirdiğinde Yahoo'da çalışmaya başladı.

2009 yılında satın aldığı bir iPhone onda yeni bir fikrin doğmasına neden oldu. Yeni bir Application programladı, adını da WhatsApp koydu.

İsteyenler program aracılığıyla mesajlaşabilecek, fotoğraf gönderebileceklerdi. Bir iki yıl içinde kullanıcı sayısı 400 milyon kişiye ulaştı.

WhatsApp'ı satın alan Facebook da bir internet fenomeni. New York'lu üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Mark Zuckerberg tarafından kuruldu.

Facebook'un piyasa değeri 100 milyar doların üzerinde. Bir milyarın üzerinde kullanıcısı var.

İki doktora öğrencisi tarafından kurulan Google'ın piyasa değeri ise 400 milyar dolar.

Şöyle bir mukayese edersek: İstanbul Borsası'ndaki bütün şirketlerin toplam değeri yaklaşık 500 milyar Türk lirası, yani yaklaşık 225 milyar dolar.

Google 16 yıllık bir şirket. Tek başına değeri, İstanbul Borsası'ndaki bütün şirketlerin toplam değerinin iki katı.

Facebook 10 yıllık bir şirket. Değeri, İstanbul Borsası'ndaki şirketlerin toplam değerinin yarısı.

WhatsApp, beş yıllık bir şirket. Değeri: Arçelik + Tüpraş + Ereğli Demirçelik + Türk Hava Yolları + Otosan şirketlerinin toplam değerinden fazla.

Bilim ve bilimin uygulamalarındaki başarıların İslam dünyası dışında olması bir rastlantı mı?

Niye İslam dünyası bilim, teknoloji, felsefe alanında yeni bir şeyler üretemiyor?

Bir zamanlar Batı dünyasına ışık tuttuğunu söylediğimiz İslam bilim adamları niye artık yok? Niye fikir toprakları çoraklaştı?

Niye İslam Rönesansı yüzyıllar önce bitti ve bilim öğrenimi İslam dünyasındaki eğitim kurumlarının müfredatından çıkarıldı?

Bunu, şu fikirlerin eğitim sisteminde öne çıkmasına bağlayanlar var:

"Faydalı bilimler, insanı ebedi yaşama hazırlayan ve bunu öğreten bilimlerdir."

Bunlara ilave olarak İnsanın yaşamını kolaylaştıracak kadar, Felsefe, Matematik ve Doğa bilimleri öğrenilebilir.

Ancak bunları derinlemesine araştırmak insanın aklına şüpheler düşürebilir ve dinden çıkarabilir:

"Bu bilimlerle fazla uğraşanları engellemek gerekir. Bu bilimlerle fazla uğraşıp dinden çıkmayan çok azdır."

"İnancı zayıf olanları bu bilimlerden korumak bir çocuğu yılandan korumak gibidir."

Bu düşüncelerin İslam ülkelerinde kabul gördüğü, sonuçta aydınlanma ve ilerleme sürecinin durduğu söyleniyor.

Bu durum ülke yöneticilerinin işine gelmiş olmalı. Çünkü her yeni düşünce bir kıpırdanmadır.

Her kıpırdanmanın da yöneticinin keyfini kaçıracağı şüphesiz. İsyan edenin hakkından gelmek kolay; orduyu toplar, üzerine gönderirsin.

Ama düşünce isyan ederse işler zorlaşıyor.

Avrupa'da, düşünceler isyan etmeye başlayınca, kurulu olan her şey sarsıntıya uğradı. Toprağa bağlı köleler ve dinî kurallarla sürdürülen yüzyılların düzeni yıkıldı.

Evliya Çelebi anlatıyor:

"Hezarfen Ahmed Çelebi Okmeydanı'nda, takma kanatlarıyla, göklere kanat açarak, uçma talimi yaptı.

Sonra, Sultan IV. Murat Han saraydan kendisini izlerken, Galata Kulesi'nin en tepesinden, Lodos rüzgârıyla uçup, (İstanbul Boğaz'ını geçerek) Üsküdar'a varmıştır.
Sultan Murad Han bir kese altın ihsan edip, Hezarfen Ahmed Efendi'yi Cezayir'e sürdü.
Murad Han "Bu adam her ne isterse yapar", deyip Ahmed Çelebi'den pek korktuğundan onu sürgüne gönderdi."

ABD Başkanı Obama 2013 Aralık ayında, bilgisayar, cep telefonu gibi teknoloji ürünlerini kullanan Amerikalılara şunları söyledi:

"Sizler için yapılmış olanlarla yetinmeyin. Siz de bir şeyler yapmaya çalışın. Ben yapamam demeyin.
Mesela sadece oyun oynamayın, siz de bir oyun programı yazmaya çalışın. Bütün bilgiler internette. Mutlaka yapacağınız bir şeyler vardır. Yapabilirsiniz de!"

Aynı konuda, Türkiye'de, önemli bir siyasetçi ise şöyle diyordu:

"Teknolojiyi kullan, nimetlerinden yararlan, işine yarayanı al. Gerisine hiç kafa yorma. Kafa yorarsan sıyırırsın!"

Herhâlde onun için:

Kafayı sıyırmadan, dünyanın, başkaları tarafından icat edilmiş, telefon ve bilgisayarlarını, lüks otomobillerini en çok kullananlar İslam ülkelerinde yaşayanlardır,

Herhalde onun için:

Öğrencilerin, en basit konularda bile fikirlerini söylemeleri, rektörlerin iznine bağlı olan ve dünyanın en az bilimsel araştırma yayımlayan üniversiteleri, İslam ülkelerindeki üniversitelerdir.

İşte bu tür düşünce nedeniyle, İslam ülkeleri, topraklarındaki petrolü bulmak için bilimsel aklı yasaklamayan ülkelere;

Petrolü çıkarmak için, petrolü işlemek için, taşımak için, pazarlamak için, bilimsel aklı yasaklamayan ülkelere muhtaçlar.

Hatta kazandıkları parayı muhafaza için onların banka sistemlerine muhtaçlar.

İslam dünyası ancak bilimde yükselerek bu muhtaçlıktan kurtulabilir, insanlığa yararlı olabilir.

"Müminlerden, erkek veya kadın, kim yararlı işler yaparsa, işte onlar Cennete girerler ve kendilerine zerre kadar zulmedilmez" ( Nisa Suresi Ayet, 124).

Halit Anginer (08/04/2014)

Kaynak: canadaturk




uzumbaba.com Webutation %100 güvenli site

1919-2007 tarihi 'GAZETE MANŞETLERİ'ni okumak ister misiniz?












Düğme internet üzerinden


Yazıyı Princeton Üniversitesi Siyaset Bilimcisi stratejik risk uzmanı William Engdahl kaleme almış. Son derece çarpıcı tespitlerin yer aldığı yazı türkçeye çevirilmiş.
.....................

Bu Savaş Çılgınlığı Nereye Varacak? Suudi Arabistan’da Kötü Kokan Deve Dışkısı Değil. IŞİD “Gizli Bir Suudi Ordusudur.”
– F. William Engdahl

Geçtiğimiz haftalarda her bir ulus bir diğerinin ardından, İslam Devleti ya da DAEŞ’e karşı mücadele görüntüsünde, hatalı bir şekilde hindi avı olarak gördükleri Suriye’deki savaşa dahil olmak için can atıyordu.Cevabı en çok merak edilen ve fakat cevabından en çok da korkulan soru: bu savaş çılgınlığı nereye varacak ve tüm gezegenin, dünyayı yok edecek bir dünya savaşına doğru sürüklenmesinin önüne nasıl geçilecek?

30 Eylül’de Rusya Federasyonu, usulüne uygun olarak seçilmiş Suriye Arap Cumhuriyeti Devlet Başkanının resmi davetine ya da ricasına cevaben, Suriye Hükümet Ordusuna destek olmak amacıyla ilk olarak oldukça etkili hava saldırılarına başladı.

13 Kasım’da IŞİD’in Paris’te düzenlediği terör saldırılarının hemen ardından Fransa Cumhurbaşkanı, Fransa’nın ‘savaşa girdiğini’ ilan etti ve savaşa katılmak için, hemen, bir ve tek savaş gemisi Charles de Gaulle’u Suriye’ye gönderdi. Ardından 4 Aralık’ta Alman Parlamentosu, Fransa’ya ‘yardım’ amacıyla 1200 Alman askeri ve altı Tornado jetini Suriye’ye gönderme kararını onayladı. Almanya dışı kaynakların aktardığına göre, Almanlar, Rusya ve Esad rejimiyle değil Florida’daki Amerikan Merkezi Komutanlığı ile, aynı zamanda Şam’dakilerin yerine, Kuveyt’teki koalisyon karargâhları ile birlikte hareket edecek. Aynı hafta İngiltere Parlamentosu da, ‘IŞİD’e karşı savaşmak’ için Suriye’ye uçak ve askeri kuvvet gönderilmesini onayladı. Bu durumun da; Suriye’nin egemenliğinin yeniden tahsis edilmesi için Esad ordusuyla birlikte hareket etme amacını güden Rusya’nın planlarına bir katkısının olmayacağından emin olabiliriz.

Ardından Türkiye’nin asabi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de Rusya’nın SU-24 uçağını düşürerek daha yeni işlediği suçtan farklı olarak şimdi de, Irak hükümetinin şiddetli protestolarına rağmen petrol bakımından zengin Musul’a Türk tanklarını gönderiyor. Bu kaos yetmezmiş gibi ABD, bir yıldan fazla bir süredir cerrahi bir şekilde IŞİD mevkilerini bombaladığını ama sonucun IŞİD ve diğer terörist grupların topraklarını genişletmekten başka bir işe yaramadığını itiraf ediyor.

Bir dakika arkamıza yaslanıp düşündüğümüzde; dünyanın, Suriye üzerinden, güzel ve huzurlu gezegenimizi toptan yok etme potansiyeli taşıyan çok daha kötü bir durumun fitilini ateşleyebilecek, kelimenin tam anlamıyla bir kudurmaya doğru yol aldığını farkedebiliriz.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız...


düğme tarih ve aleviler
Son zamanlarda Diyanet'in Alevilerle ilgili çelişkili açıklamalarını konu alan bir yazı:

Alevilerin Talepleri ve Diyanet’in Kırmızıçizgileri


Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez geçtiğimiz günlerde temsil ettiği resmi devlet ideolojisinin Alevilere ve Alevilerin ibadethaneleri olan cemevlerine bakışını yansıtan bir açıklama yaptı. Görmez’in çelişkilerle, tutarsızlıklarla ve Sünni devletin kibriyle bezeli açıklaması devletin Alevisi olmayacaklarını defalarca dile getiren Alevilerin ve tutarlı demokratların haklı tepkisini çekti. “Biz dini statü veremeyiz, statüyü ancak bu yolun bizatihi sahipleri belirleyebilirler” diyen Görmez’in sözlerinin devamı şöyle: “Alevilik meselesini teolojik bir tartışma zeminine çekmeden, sadece sosyal, hukuki zeminde konunun ele alınması gerektiğini hep ifade etmişimdir. Bizim daima iki kırmızıçizgimiz olmuştur, bundan hiçbir zaman vazgeçmedik. Bir tanesi; Aleviliğin İslamın dışında bir yol olarak tarif edilmesi. Çünkü bin yıllık tarih bunu yalanlıyor, doğru olmadığını ortaya koyuyor. İkincisi de; cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi. Ama kendi tarihinde var olduğu şekliyle ocakların talepleri doğrultusunda özgürce kendi geleneklerini, kendi kültürlerini, kendi inançlarını yaşamalarının da hem İslamın, hem hukukun onlara verdiği bir hak olduğunu düşünüyorum.”
Cemevlerini geleneksel Sünni İslam bakışına göre yorumlayan bu sözler, AKP’nin başından beri sürdürdüğü asimilasyon odaklı politikanın bir kez daha dile gelmiş ve billurlaşmış halidir. Görmez, son derece muğlak bir ifadeyle, dini statünün ancak bizatihi bu yolun sahipleri tarafından belirlenebileceğini söylüyor. Ancak temsil ettiği devlet yüzyıllardır ezilen “bu yolun sahiplerinin” demokratik taleplerine ve inanca saygı isteklerine kulaklarını tıkıyor. Alevilerin kendi inançları hakındaki görüşlerini, inançlarını, ibadethanelerini itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Osmanlı İmparatorluğu zamanından bu yana ezdiği, sürdüğü, katlettiği Alevilerin neye inanacağını, nereyi ibadethane olarak göreceğini, kültürel ihtiyaçlarını nerede karşılayacağını tayin etmeye çalışıyor. Bu en âlâsından bir “statü belirleme”dir ve üstelik Alevilerin aleyhinde bir statü belirlemedir. Buna göre Aleviler, Sünni İslama ve dolayısıyla devlete yakın olmalı. Taleplerde bulunmamalı, devletin inayet ve hoşgörüsüne sığınmalı. İslamın içinde bir yol olarak İslama uygun davranmalı. Yani Alevilerin devletin resmi dini dışında bir dine veya inanışa bağlı insanlar olarak eşit yurttaşlık hakları olmamalı!
Alevilik meselesi gerçekten teolojik bir zemine çekilmeyecekse, Aleviler dışında hiçkimsenin Aleviliğin İslamın içinde ya da dışında bir yol olup olmadığı konusunda konuşma hakkı yoktur. Ama devletin Diyanet İşleri Başkanı tam da bunu yapıyor. Aleviliğin İslamın dışında bir yol olarak tarif edilmesinin kendilerinin kırmızıçizgisi olduğunu ifade ediyor. Alevilerin bile bu konuda kırmızıçizgiler dayatmadığı, bazı Alevilerin Aleviliği İslamın bir parçası, bazılarının İslamın dışında bir inanış, bazılarınınsa sadece kültürel-geleneksel bir çerçeve, bir öğreti olarak tanımladığı durumda, Alevilikle ilgisi olmayan birinin Aleviliğin İslamın içinde olduğunu dile getirmesi despotça bir zihniyetin ürünüdür. Ancak din işlerinden sorumlu bu zat sadece görüş bildirmekle kalmıyor, bunun kendileri için kırmızıçizgi olduğunu buyuruyor. Üstelik Aleviliğin Sünni devlet egemenliği altında ezildiği bin yıllık tarihi buna kanıt olarak göstermekten çekinmiyor.
Görüldüğü gibi, Diyanet İşleri Başkanı “mesele sosyal ve hukuki zeminde ele alınmalı” diyor ama sorunu dönüp dolaşıp teolojik alana getiriyor. “Hukuki zeminde” ise, hükümet, Alevi dedelerine maaş bağlamak, cemevlerini ibadethane statüsü vermeksizin kültür merkezleri olarak tanımak gibi uyduruk düzenlemeler dışında hiçbir adım atmaya yanaşmıyor. Resmi devlet politikasının, AKP’nin sözde Alevi açılımlarının ve Diyanet İşleri Başkanının açıklamalarının Alevilerin bu denli tepkisini çekmesinin nedeni işte tam da budur. Daha önce de dile getirdiğimiz gibi, bu sorunun özü siyasaldır ve çözme yükümlülüğü de hükümettedir:
“Alevilerin «eşit yurttaşlık ilkesi» temelinde ileri sürdüğü bu demokratik ve siyasal taleplerin çözüm alanı siyaset alanıdır ve bu noktada muhatap da devleti temsilen hükümettir. Oysa AKP hükümeti, Alevilerin karşısına Sünni ulemayı muhatap olarak çıkartarak, sorunu ilahiyat alanına transfer etmiş, sorun bir anlamda mezhepler arasında dinsel bir uzlaşma sağlama sorununa dönüştürülmüştür. Böylelikle Alevilerin talepleri Sünni ulemanın insafına ve onayına bırakılmıştır. AKP, sorunu Sünni ve Alevi kesimler arasındaki karşılıklı önyargıların ortadan kaldırılması, karşılıklı birbirini daha iyi tanıma ve geçimsizliğin sona erdirilmesi olarak takdim etmekte, adeta karı-koca geçimsizliğini gidererek onları uzlaştırmaya çalışan tarafsız hakem görüntüsü sergilemek istemektedir. Hâlbuki devlet ve onu temsilen hükümet, sorunun doğrudan ve tek muhatabıdır, tarafsız hakem olmadığı gibi, sorunun açıkça ezen-egemen tarafıdır. Sorun, karı-koca geçimsizliği değil, bunların yasalar karşısındaki eşitsiz konumudur. Sünniliğin devletin fiilen resmi dini olarak örgütlenmiş olması ve Alevilerin hem yasal çerçevede hem de fiilen baskı ve asimilasyona tâbi tutulması sorunudur.” (Oktay Baran, Alevi Çalıştayları ve Laiklik Sorunu, MT, Mart 2010)
Geçmişten bu yana devlet tüm olanaklarını Sünni inancını tüm topluma kabul ettirmek, Sünniliği tek meşru ve makbul inanış kılmak için kullanıyor. Bu despotik, dayatmacı ve asimilasyoncu zihniyet, bir yandan sorunun kaynağını beslerken bir yandan kitlelerden bu sorunları yok saymalarını, biat etmelerini, devlete sığınmalarını istemektedir. Kitleleri bu yolda ayrıştırmaya ve düşmanlaştırmaya çalışmaktadır.
İnkâr üzerine kurulu resmi politikanın ayrıcalıklı temsilcisi Görmez’in “kırmızıçizgimiz” olarak tabir ettiği ikinci konu cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi olarak gösterilmesiymiş. Alevi örgütlerinin ve Alevilerin tüm tepkilerine rağmen, devletin onların ibadethanelerini cami olarak görme tutumu devam ediyor. Az buçuk demokrat olanlar, dinler, inançlar ve o inançların gerekleri söz konusuysa, o inançlara sahip olanların beyanlarını esas alır. “Senin ibadethanen cemevi değil, camidir” demek hiçbir kişinin, kurumun ve devletin haddine değildir. Görmez, bu sınırı fazlasıyla aştığı yetmiyormuş, devlet Alevilere olmadık zulümler yapmıyormuş gibi, Alevilerin kendi tarihlerine uygun şekilde, ocaklarının talepleri doğrultusunda özgürce kendi geleneklerini, kendi kültürlerini, kendi inançlarını yaşayabileceklerini söylüyor. Sanki lütufmuş gibi, üstten bir dille hem İslamın hem de hukukun onlara bu hakkı tanıdığını dile getiriyor. Oysa bu koca bir yalandır. Devlet Alevilerin inanç ve kültürlerine her fırsatta müdahale ettiği gibi, en temel demokratik taleplerini bile karşılamaktan uzak durmaktadır. En basitinden, zorunlu din dersi tahakkümü devam etmektedir; Alevilerin inanç ve ibadet merkezi olarak gördükleri cemevlerinin halen yasal statüsü yoktur vb.
Devletin dümenini eline alan, bu sözleri eden Diyanet İşleri Başkanına astronomik fiyatlı Mercedesleri layık gören AKP-Erdoğan devleti, Alevi açılımı yapacağını, sorunu çözeceğini iddia etmişti. Zaten AKP ve şefi Erdoğan, sorunu çözecekmiş gibi yapma, yanılsamalar yaratma ama hiçbir somut adım atmama konusunda hep ustaydı. AKP zihniyetinin bu tutumu şaşırtıcı değildir. Bu durum biriken sorunlar ve keskinleşen çelişkiler yaratıyor. Bu açıklamalar, bu zihniyet açıkça ayrımcılık yapıyor, kin ve düşmanlık yaratıyor. Alevi sorununu daha da büyütüyor. Alevi kitleler, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Diyanet İşleri Başkanlığının tasfiyesini, Alevi köylerine cami yapılmasına ve imam atanmasına son verilmesini, atanan imamların geri çekilmesini, çocuklarının imam-hatip liselerine zorlanmamasını, karma eğitimin tartışma konusu yapılmamasını, cemevlerinin yasal bir güvenceye kavuşturulmasını, toplumsal yaşamda ayrımcı uygulamalara son verilmesini, Alevilere dönük katliamların dosyalarının yeniden açılıp tüm sorumluların yargılanmasını ve Madımak Otelinin müzeye dönüştürülmesini istiyorlar.
Oysa devlet ve Sünni entelijensiya ne yapıyor? Aleviliği kültürel ve sosyal bir mefhuma indirgemeye çalışıyor, Aleviliğin de Sünniliğe eşit düzeyde bir inanç olduğunu kabul etmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebini din düşmanlığı olarak göstermeye, Sünni halkı bu kurumun kalkanı haline getirmeye çalışıyor. Diyanet İşleri Başkanlığına devasa bir bütçe ayırıyor. Okullarda zorunlu din derslerinde ısrar ediyor. Eğitim sistemindeki değişikliklerle çocuklarının din dersi almasını istemeyen ailelere bile imam-hatipleri dayatıyor. Karma eğitimin gayri ahlâkî sonuçlar doğuracağı yalanlarını yayıyor. Alevilere dönük pogromlardan biri olan Maraş katliamının yıldönümünde protestocuların Maraş’a girmesine izin vermiyor. O günleri hatırlatırcasına Alevilerin evlerinin işaretlendiği provokasyonlara imza atıyor. Madımak Oteli ile ilgili taleplerle açıkça dalga geçiyor. Alevi örgütleri Diyanet İşleri Başkanının açıklaması üzerine tepkilerini eylemlerle, suç duyurularıyla göstermeye çalışırken ayrımcı politikalar tam gaz devam ediyor. Diyanet’e bağlı Din İşleri Başkanlığı internet sitesinden Alevilerle evlenilip evlenilmeyeceği üzerine gelen sorular üzerine Müslüman olmayanla evlenilmeyeceği şeklinde fetva veriyor.
Alevi toplumunun sorunları, böyle samimiyetsiz ve anti-demokratik tutumlarla çözülemez. Asimilasyoncu-dayatmacı yaklaşım Alevileri kendi talepleri etrafında daha sıkı kenetliyor. Alevi kitleler “devletin Alevisi olmayacağız” diyerek, demokratik hakları için, geçmiştekine göre çok daha güçlü ve örgütlü bir mücadele yürütüyorlar. Demokratik hak ve özgürlükler için yürütülen bu mücadelenin gelişmesi, hiç kuşkusuz Diyanet’in ve devletin dayatmalarını boşa çıkarmanın da güvencesi olacaktır.

Ezgi Şanlı
13 Ocak 2016

Kaynak: Marksist Tutum


Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!
Copyright 2004-2016. Üzümbaba sitesi. All Rights Reserved
Uzumbaba Anasayfa  site ekle