E

Ğ

E

R


İ

N

S

A

N


İ

S

E

N


Ö

L

M

E

Z

S

İ

N


K

O

R

K

M

A
Uzumbaba Anasayfa          istatistik



Konuyla ilgili yazılar

Gülen bugüne nasıl geldi?

Gülen tarihi

Vaaz ve kasetleriyle

Bir vaaz örneğini seyredebilirsiniz

Uzun vaadeli

Gülen ve CİA

Türkmenistan çıkartması

Nurettin Veren çatlağı

Gülen ve Nazlı Ilıcak'tan yanıt

Son kitaplarından biri acaba Gülen'in mi

Fethullah Gülen ve medya atağı

Eleştiri sınırlarını aşıp kampanyaya çevirdiler

Takke Düştü

Kocamı Fethullahçılara kaptırdım

New York sokakları('Kocamı Fethullahçılara kaptırdım'a Fethullahçı yanıtı)


Yurtdışındaki okullar kaba bir propaganda merkezi değil

UZUN VADELİ
'KAZANMA' MÜCADELESİ


ALPER GÖRMÜŞ

NTV MAG Ekim 2000, Sayfa 70-71



1999'un 21 Haziran'ı, St. Petersburg... Bir grup gazeteci, bilim adamı ve sanatçıyla birlikte, Fethullah Gülen cemaatine bağlı kişilerce kurulan ve yönetilen okullardan ikisini (St. Petersburg ve Moskova) gezmek üzere Rusya'dayım.

St. Petersburg Havaalanından şehir merkezine, bize tahsis edilen bir otobüsle gidiyoruz. Okulun genç edebiyatgulen okullar öğretmeni (buradaki 'genç' vurgusu fazla aslında, okuldaki bütün Türk öğretmenlerin yaşı 30'un altında Çoğunluğu oluşturan Rus öğretmenler çok daha yaşlı), elinde mikrofonla bize şehir hakkında bilgi verirken, birden bilgi vermeyi kesiyor ve bir şiir okumaya başlıyor. Bir aşk şiiri, neredeyse erotik denebilecek kadar ateşli bir aşk şiiri, ama aşık olunan kim, belli değil. içinde sürekli olarak 'sevgili, ey sevgili' sözcükleri geçen şiir, bir noktadan sonra 'laik' konuklar arasında bariz bir gerilime yol açıyor. Herkesin kafasından şöyle şeyler geçiyor: "Anlatılan bir kadın-erkek aşkı olamaz, geriye tek bir olasılık kalıyor, okunan olsa olsa Allah ya da peygamber aşkıyla ilgili bir aşk şiiridir."

Otobüstekiler, "Kıstırdılar bizi, daha ilk dakikadan itibaren propaganda çekiyorlar" duygusu içinde. Kafalarda şu soru: "Rus aileler nasıl gönderiyor çocuklarını bu okullara?" Otobüstekiler bu düşünceler içinde şiirin son dizelerini dinliyor ve rahatlıyor: "Sevgili, ey sevgili, en sevgili. Ey Petersburg..."

Orada kalacağım günler içinde, okuldaki öğret-menler arasında dal budak sarmış St. Petersburg sevgisini o gün açıklayamamıştım, bugün de açıklayamıyorum. Petersburg'la ilgili olumsuz hiçbir eleştiriye katlanamıyorlardı bu gençler. Kendilerine, "Siz Petersburg milliyetçisi olmuşsunuz" dediğimde hiç itiraz etmediler, gülümseyerek onayladılar.

Şunu ciddi olarak öne sürüyorum: Oradaki Türk öğretmenler için Türk ve Müslüman kimliklerinin yanı sıra 'St. Petersburglu'yu eklemezseniz, kimlikleri eksik kalır. (Bu gözlem, cemaat üyelerinin biraz sonra aktaracağım 'etkileme' misyonlarının yanı sıra etkilenmeye de çok açık olduğunu belirtmek içindi.)

Okula vardığımızda, -bu kez okulun tümü Rus olan öğrencileriyle ilgili- ikinci bir kültür şoku yaşıyoruz. Yaşları 12-18 arasında o!an bu gençler, yemekhanede, Türkiye'den gelen konuklara hizmet ediyor. Kimi ekmek servisi yapıyor, kimi tabaklarımıza yemek koyuyor. Ve bunu bir görev gibi yapmıyorlar, evlerine misafir gelen bir Türk aile nasıl davranırsa öyle içten davranıyorlar; bunu herkes hissediyor. Öğrencileri, o anda zihnime takılan bu izlenim açsından uzun uzun inceliyorum. Evet, modern, dinine bağlı tipik bir Müslüman Türk ailenin çocukları gibiler; terbiyeli, büyüklerine saygılı, biraz mahcup...

Asıl büyük şoku, son gün Moskova'da yaşıyoruz: Az sonra mezuniyet diplomalarını alacak 30 kadar Rus gençten oluşan koro, Istanbul Türkçesine yakın bir mükemmellikle ve -bu daha önemli- büyük bir heyecanla İstiklal Marşını seslendiriyor. Bu koronun sadece öğretmen-yöneticisi Türk. Mezunlar arasında Türkçe'yi en iyi konuşan öğrenci olan Timothy'nin, konuşması sırasında Türklerden söz ederken 'Biz Türkler' demesi, öbür arkadaşları bilmiyorum ama benim algı sınırlarımı zorlayan bir etki yarattı.

Bu üç kültür şokundan yola çıkarak, Fethullah Gülen cemaatine bağlı yurtdışındaki okulların pozisyonlarını ve amaçlarını şöyle yorumlayabilirim. Ama önce okullar hakkında kısa bilgiler vereyim:

Okullarda hiç Türk öğrenci yoktu; tamamı Rus'tu. Hazırlık sınıfında öğrenciler Türkçe ve İngilizce öğreniyor, sonraki sınıflarda dersler Rusça ve Türkçe olarak yürütülüyordu. Okullarda sadece erkek öğrenci vardı ve öğrencilerin tümü yatılıydı.


KÜLTÜREL MİSYONERLİK

Şimdi, anlaşılması ve tabii kabulü çok zor bir gözlemimi aktaracağım:

Okulların Rus öğrencileri (ve galiba onların etkilemesiyle aileleri) okulların Türk öğretmen ve yöneticilerinde
279 EĞİTİM KURUMU VAR
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'in Fethullah Gülen hakkında hazırladığı iddianamede, Gülen grubunun 1992'den bu yana 54 ülkede, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 yabancı dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kurumunu faaliyete geçirdiği yer aldı. Okulların mali portresi ise 1.5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu eğitim kurumlarının yayıldığı ülkeler şunlar: Afganistan, Azerbaycan, Nahçıvan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Rusya, Doğu Sibirya, Dağıstan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Tataristan, Moğolistan, Pakistan, Bangladeş, Kuzey Irak, Gürcistan, Ukrayna, Kırım, Makedonya, Bulgaristan, Moldova, Romanya, Arnavutluk, Macaristan, Almanya, Fas, Güney Afrika, Sudan, Avustralya, Endonezya, Bosna-Hersek, Filipinler, Tayland, Kore, Kamboçya, Vietnam, Burma, Hindistan, Çin, İngiltere, Danimarka, Tanzanya.
 somutlaştırdıkları Türkleri ve Türkiye'yi kendilerinden ve kendi ülkelerinden daha yüksek bir mertebede görüyorlar. Mesala Türkiye'de Fransız okullarındaki Türk öğrencilerin Fransa'ya ve Fransız kültürüne olan bakışları gibi.

Belki geniş anlamda Rus kültürü ile geniş anlamda Türk kültürü karşılaştırması için geçerli sayılmayabilir bu gözlem, ama en azından konjonktürel olarak Türkiye'nin ve Türklerin Rusya'dan ve Ruslardan daha 'çağdaş', daha modern olduğunu düşündükleri bence çok açık. Bunu yalnızca deklare ettikleri fikirlerinden değil, davranışlarından ve vücut dillerinden de seziyorum. Rus öğrencilerdeki bu derin etkilenme, Türkiye'de bir çoklarının sorduğu, "Cemaat, neden dünyanın her yerinde okullar açıyor? Niyeti yalnızca yabancı ülke çocuklarını iyi bir eğitimden geçirmek değil herhalde" biçiminde formüle edebileceğimiz soruya da cevap niteliğinde: Cemaat, böylece uzun vadede kendi üzerinden İslamiyete (eksik olmasın diye ve Türklüğe) bir sempati yaratmaya çalışıyor... Yani açık bir misyonerlik faaliyeti ile karşı karşıyayız. (Burada kendimi, Türkler ve Müslümanlar üzerine uygulanan türleri de dahil olmak üzere misyonerliğin bütün türlerini meşru saydığımı belirtmek zorunda hissediyorum.)

Misyoner faaliyeti denince akla hemen doğrudan propaganda geliyor. Oysa okullarda direkt Türklük ya da İslamiyet propagandasının zerresinin bulunmadığını bana bizzat Rus aileler anlattı. Çocuklarını okula kaydettirirken, cemaatin Türkiye'deki 'şöhreti' nedeniyle başlangıçta çok tedirgin olmuşlar, ama sonradan en küçük bir etkileme çabasının dahi olmadığını görünce içleri rahat etmiş. (Velilerin çoğunun inançlı Ortodokslar olduğunu düşünürseniz, îma yollu propagandanın dahi nasıl ters tepeceğini tahmin edebilirsiniz.)

Türkiye'de çok sayıda insan, yurtdışındaki bu okullarda İslam şeriatı propagandası yapıldığına inanıyor. Ama okullardan bu yönde hiçbir 'kanıt' devşirilemeyeceğini kendilerine söyleyebilirim. Bunu yapmıyorlar, çünkü etkili olmayacağını biliyorlar.

Peki, ne yapıyorlar da Rus çocukları yarı-Türk olarak yetişiyor? Şöyle bir modelin, 'yanlış'tan çok 'doğru' içerdiği konusunda güvence verebilirim:

Öğrenciler, yıllar içinde, gece gündüz beraber oldukları bu insanlara hayran oluyor. Ahlaklı ama bağnaz olmayan: Rusya'daki en büyük toplumsal illetlerden sayılan içki ve uyuşturucu karşısında inanılmaz bir irade gösteren bu abilerle bir gün Rus edebiyatı tartışıyor, ertesi gün onlara mesela aşk acılarını anlatıyor... Başları her sıkıştığında yanı başlarında onları görüyor, ailelerinde dahi şahit olmadıkları bir diğerkamlıkla tanışıyorlar... Ve sonuç: Öğrenciler, yıllar içinde, öğretmenlerini bu tür insanlar haline getiren 'şey'in iyi bir şey olduğuna dair belli belirsiz bir fikir geliştiriyorlar.

Sürecin bir sonraki aşamasında, ihtimallerden biri olarak Müslümanlaşma var tabii, ama doğuracağı sonuçlar düşünüldüğünde, bunun istenen ve gerçekleşmesi için çaba sarf edilen bir sonuç olmadığını güvenle öne sürebiliriz (en azından şimdilik).


Bu tür (ve bu kadarcık) bir 'etkileme'nin cemaati 'kesmeyeceğini', mutlaka başka amaçlarının da olması
gulen okulları
GüIen cemaatinin tüm dünyaya yayılmış okulları en çok tartışılan konular arasında. Bu okulların maliyetinin yaklaşık 1.5 milyar dolar olduğu söyleniyor.
 gerektiğini öne sürecek okurların bu 'kaygı'larını ne ölçüde giderir bilmiyorum ama 'amaç' faslında bir noktayı belirtmezsem, çok şeyin eksik kalacağının ben de farkındayım. Büyük, modern ve önemli ölçüde gönüllülüğe dayanan kurumlaşmalarda herkese 'iş' vermek, kurumun canlılığının temel şartlarından biridir. Kurum (burada cemaat) ne kadar çok fonksiyonel ve anlamlı 'iş' üretebilirse, o kadar canlı kalır. Ben, cemaat önderliğinin 'eğitim işi'ni organize ederken, işin bu yanını da ciddi ciddi düşündükleri kanaatindeyim.

Özetlersek; cemaate bağlı okulların öbür profesyonel okullardan hiçbir farkının olmadığını, işlerinin sadece eğitim vermek olduğunu tabii ki söyleyemeyiz. Ama buraların birer kaba propaganda merkezi olduğu düşüncesi de külliyen yanlış. Sabırlı, uzun vadeli bir 'kazanma' mücadelesi yürütülüyor ki, bunun meşru olmadığını öne sürebilmek hiç kolay değildir.

Cemaatin uzun vadeli amaçlarını kendi hayat tarzı, vb. açsından tehlikeli bulanların bu amaçlara karşı mücadeleleri de meşru elbette. Ama şu var: Gönül ve kafa kazanmaya dayalı sabırlı bir mücadeleye karşı geliştirilen mücadelenin yöntemleri bugün revaçta olan yöntemler olamaz. Bunu, okulları gezdikten sonra bir kez daha anladım.


Kaynak: Haberbilgi.com (şubat 2001)


Valid XHTML 1.0 Transitional  Valid CSS!
Copyright 2004-2016. Üzümbaba sitesi. All Rights Reserved
Uzumbaba Anasayfa