E

Ğ

E

R


İ

N

S

A

N


İ

S

E

N


Ö

L

M

E

Z

S

İ

N


K

O

R

K

M

A
Uzumbaba Anasayfa          istatistik



Üzümbaba Yorumlarımız


Baykal & Sarıgül çatışması

CHP'deki bu çatışma, CHP tarihinin en karanlık, en onursuz, en haysiyetsiz bir mücadelesine dönüşmüştür.

Kınıyoruz!

Bir yandan Sarıgül rüşvetle yargılanmamıştır, Sarıgül bunu dayanak olarak kullanmaktadır.

Diğer yandan Baykal, Sarıgül'ün büyük şaibeler altında olduğunu söyleyerek, Sarıgül önce rüşvet şaibelerden kurtulsun, diyerek tepki vermektedir.

Bir yandan Sarıgül, CHP'yi ancak ben iktidara götürürüm, söylemiyle Baykal'a savaş açmıştır. Bu savaşı açarken de, bu ikilinin kıyasıya birbirlerine girmesini sağlayan medya aylardır pompalamaya devam ederek, CHP'yi tarihinin en onursuz iç savaşına sürüklemiştir. Sarıgül de medya tarafından sonuna kadar kullanılmaktadır.

Sarıgül ve Baykal savaşı kızıştırılarak doruğa çıkmıştır. Baykal, kurt politikacılığını devreye sokarken Sarıgül, yanlış taktiklerle başkanlık yarışına girip Baykal'ı boğma girişiminde, ve bu yarışta çok büyük hatalar yapmaktadır. CHP'nin misyonuna kesinlikle yakışmayan taktiklerle, ''Allahın izniyle'', ''Peygamberin kavliyle'', ''Ya Allah, ya Muhammet'' taktikleriyle halk arasında tam bir duygu sömürüsü yapmaktadır. Baykal muhalifleri de nihayet uzun dilli birini bulduklarından son derece mutludurlar, sessiz sedasız olayın sonucunun nereye varacağını perde arkasından izlemektedirler. Bu son derece hırçınlık gösterilerine adeta mutluluk şapkası çıkarmaktadırlar.

Türkiyede sosyalist düşünceler çeşitli etkenlerden dolayı güçlenememiştir. Bu yüzdendir ki, tek güçlü umut yıllardır CHP olmuştur. Sosyal demokrasi umut kapısı olmuştur. Ancak sosyal demokrasi ne yazık ki politik değişim gelişimini bir türlü gerçekleştirememiştir. Güdük güdük bu günlere gelmiştir. Türkiyeyi 50 yıldır sağ düşünceler yönetmektedir. Sol gelmemesi için her türlü yol hak sayılmıştır sağ düşünceler tarafından. Medya bunun en başındadır. Solcu gibi görünüp yayın yapmışlar, masa altından sağ yönetimlerin finansmanları olmuşlardır.

Bu yüzden CHP yıprandırıldıkça onlar da pastaları cukka etmeye devam etmişlerdir.

Rüşvetçilik, mafyacılık, soygunculuk, vurgunculuk bugünlere gelene dek günlük yaşantının bir parçası olmuştur. Böyle bir gelişme bu ülke için doğaldır, çünkü bu ülkede siyasi dengesizlikler, herşeyi altüst etmeye yarım asırdır devam etmektedir. Allem edip kallem edip, sağ iktidarlara güçlü bir rakip çıkmasına meydan verilmemektedir bu ülkede. Bu ülkede sağ ktidarları denetim altına alabilecek güçlü bir kontrol mekanizması felç durumundadır bugün bile.

Bu ülkede sol iktidar sanki bir hayalet, bir öcü kabul edilmektedir. Sol ne zaman yükselmeye başlasa mutlaka bir gariplikler gündeme gelmektedir.

Solun biraz şekillenmeye başladığı 1965'den sonraki duruma bakalım.

Genel başkanlarının başbakan olduğu sol hükümetler:

37.CHP hükümeti, Bülent Ecevit = 10 aylık hükümet
(26.01.1974-17.11.1974)

40.CHP hükümeti, Bülent Ecevit = 1 aylık hükümet
(21.06.1977-21.07.1977)


42. CHP hükümeti, Bülent Ecevit = 10 aylık hükümet
(05.01.1978-12.11.1979)


56. CHP hükümeti, Bülent Ecevit = 4,5 aylık hükümet
(11.01.1999-28.05.1999)

57.DSP hükümeti, Bülent Ecevit = En uzunu. Tüm sağ partilerle beraber.
(28.05.1999-03.11.2002)

Eh, insaf. Yukarıdaki tablo içler acısı ülkenin solu bakımından.Her ufak sıçrayışta sola hep çorap örülmüştür bu ülkede. Aniden ya gaz bitmiştir, ya tuz, ya da şeker, ya da yağ. Garip, değil mi?

Sonra ne gariptir, ya aşırı vatanperverler(aşırı milliyetçiler), aşırı dinciler aslan kesilmişlerdir bu daha görevlerine başlamaya fırsat bulamayan hükümetlere karşı. Medya daha aslan kesilmiştir manşetleriyle.

İşte şimdi yine işsizliğin had noktaya geldiği, yoksulluğun giderek uçurumlaşmaya yeniden yol aldığı bir dönemde seçimlere iki yıl kala, ne olur ne olmaz, aman haa, CHP oy toplayabilir, pasta tuzlanabilir, buna bir bomba koymak gerekir, tam zamanı.

İşte bu senaryolardan biri daha devrede, düğmeye basılmış, ülkenin meclisteki tek muhalefet partisi CHP, tarihinin en ağır, en onursuz, en hırçın bir parti içi çekişmesine sürüklenmiştir. Aylardır aranan piyon nihayet bulunmuştur: Mustafa Sarıgül.

İzleyelim görelim, solcu, sosyal demokrat görünümlü, sol görünümlü, sağ gazetelerde maaşlarını alanlar neler yazacak?

Asıl amaç Sarıgül de değildir, Sarıgül piyon olarak kullanılacaktır, sonra çöpe...

Bir partide başkanlık yarışı her üyenin doğal hakkıdır. Buna itiraz yok.

Ama, CHP tarihine büyük bir kara leke sürecek gelişmeler olmaktadır.

Gelişmeler o kadar ileriye gitti ki, artık kişisel saldırılar had noktaya ulaştı: ''..haysiyet, onur, şeref konularında en son konuşacak kişi Baykal'dır'', demektedir Sarıgül.

Peki, CHP'li halk ne yapsın bu durumda, böyle parti içi çatışmalar karşısında CHP sevgisi olan halk bizce bayrak kaldırmalıdır, bu rezilliğe bir son verilmelidir, diyerek tepkilerini verme zamanı gelmiştir. Örneğin işçi sendikaları ne güne duruyor, onlar da mı uyuyan sendikalar olmuştur? Bu partinin yenilenmesinin anahtarı niçin sendikalar olamıyor? Bunların hepsi de mi sarı sendika denenlerden? Bir sol partinin yönlendirilmesinin, yenilenmesinin en büyük etkenliği dinamik işçi sendikalardan geçer. Tüm dünyada böyledir. Eğer sendikaların önü hala kesikse niçin pasif kalmakta devam ediyorlar? Anlaşılır değil. Sosyal demokrasiye işçiler, işsizler, yoksullar sahiplenmeyecek de, patronlar mı sahiplenecek?

Bu kargaşalıkta ''Olağanüstü kurultay'' doğru karardır, ancak bu gelişmelerden sonra acaba ''Olağanüstü kurultay'' ne kadar doğru karar alır, bundan şüpheliyim. Sağlıklı karar çıkacağından şüpheliyim eğer sıradan CHP sevgisi olan bireyler, örneğini sunduğum işçi sendikaları, sosyal demokrat olduklarını savunan çeşitli sivil örgütler bu gelişmelere tepkilerini doğru koyamazlarsa! Çünkü şu anki durum, CHP tarihinin en onursuz, en yıpratıcı, en hasta iç çatışmasıdır. Daha da toparlanması, güç kazanması gereken tek muhalefet partisi tuz olmaya doğru sürükleniyor.

Bir başkan gider, bir diğeri gelir, sonra? Muhalifler yönetime gelir, bugünkü yönetim muhalefete, daha sonra ne olur?

Kuru, süslü söylemler ne işe yarar? ''Allahın izniyle'' mi bu parti yenilenir? Ya da partiyi yenileyememekle suçlanan bugünkü yönetimin genel başkanı Baykal, Olağanüstü kurultayda Sarıgülü politik kurnazlıkla yenmesi yeterli midir?

Allah bu kafadakileri daha da cezalandırır. Bölük pörçük eder, belini daha da kırar bu etik dışı çekişmeler bu partiyi, parti olmaktan da çıkarır.

Koca bir tarih olan rahmetli İsmet İnönü'yü deviren Bülent Ecevit zamanında bile bu gibi gelişmeler olmamıştır.

Kınamakla da bu iş bitmiyor!.

Bu ülkenin solu bilimsel gelişmelidir, kendi bilimsel kadrolarını güçlendirmek, yeniden yapılanmayı tabanda deprem yaratarak işe başlanmalıdır. Yoksa aşiret reislerinden solculuk mu olur, aşiret reislerinin çocuklarından, pozisyonlarının bozulmasını istemeyen bürokratlardan, yargılansın ya da yargılanmasın, adı çeşitli rüşvetçiliğe çıkmışlardan, miskinliklerinden mecliş koltuklarından artık zorla doğrulabilen bilmem ondört, bilmem onbeş muhalefetçilerden ancak bu kadar solculuk olur, bu kadar sosyal demokratçılık oynanır, bu kadar halkçılık oynanır.

Son söz, Olağanüstü kurultay kararı doğru gibi görünse de, bu gidişle CHP, hasta yatağından doğru teşhiş konulup doğru tedavi göremediği sürece yatalak olmaya devam eder.... Ülkedeki solun ve sosyal demokrasinin kamburu olmaya devam eder... Medya da daha nicelerini genel başkanlık arayışlarında koz olarak kullanır.... Sarıgül de ''Allahın izniyle'' CHP'yi, dolayısiyle sosyal demokrasiyi 06 CHP 365 le en önde hayali yarıştırır...

Önce şu medyatik takozları yok etmeyle işe koyulun!

İşte bu medyada CHP irdeleniyor, takozlar konuyor : Tıklayınız

5 ocak/2005

Üzümbaba

-------------

CHP'de yılın ilk olağan toplantısı (4 ocak),

Deniz Baykal:

''.....Bir problemi olan kişi, probleminin çözümü için belediye başkanına ulaşmanın yolunu arıyor. Belediye başkanına ulaşmak için onun yakını birisini buluyor ve o "ben seni götürürüm, merak etme, belediye başkanıyla buluştururum" diyor ve alıyor, belediye başkanını götürüyor. Belediye başkanı o kişiyle buluşuyor değerli arkadaşlarım. Konuşuyorlar, derdini anlatıyor adam, hukuk dışı, usul dışı, yasa dışı bir ruhsat ihtiyacı var. Başkan diyor ki "bu konuyu başkan yardımcısı arkadaşımla konuşacaksın. Başkan yardımcısı arkadaşım yan odada duruyor. Oraya geçiniz, konuşunuz." İş sahibi oraya geçiyor. Bunları nereden anlatıyorum; bunları İçişleri Bakanlığı müfettişinin tespitlerinden anlatıyorum, emniyetteki ifadelerden anlatıyorum, avukat yanında verilen ifadelerden anlatıyorum ve içeriye geçiyorlar. İçeride başkan yardımcısı "bunu hallederiz; ama, bizim de masraflarımız oluyor. Sizin bize biraz ödeme yapmanız lazım" diyor. Konuşuyorlar, anlaşıyorlar, 300 bin dolarlık bir ödeme yapmak gerektiğinde anlaşıyorlar ve oradan ayrılıyorlar. O aracı kişi, daha sonra o 300 bin doların 250 bin dolarını belediye başkan yardımcısına, yurtdışında bulunan belediye başkanının talimatıyla götürüp teslim ediyor, karşılığında makbuz alıyor "250 bin doları aldım" diye. Bütün bunların hepsi kayıtta, bunlar olmuş. Bunları kim söylüyor; olayın içindeki insan söylüyor, taraf söylüyor. İftira olması mümkün değil; çünkü, kendisi de bu işin içinde. Kimin yanında söylüyor; avukatının yanında söylüyor. Eziyetle, işkenceyle alınması söz konusu değil. Arkasından bu ifadeyi savcılıkta tekrar ediyor, aynen tekrar ediyor.

Geniş görüşlü adamın ihanet izi ararken "Dur Bakalım" demesi gibi duramayız. Durumun ne olduğu açıkça belli, her şey ortada.

Değerli arkadaşlarım, buna tanık olduğunuz anda, canım, dur bakalım, ne olacak? Hani, geniş görüşlü adam, bir ihanet iddiası konusunda "dur bakalım" diyerek olayı takip edermiş, onun gibi dur bakalım ne olacak diye beklememiz söz konusu olamaz, durumun ne olduğu açık, belli, söyleyen söylemiş, her şey ortada. Bu manzara karşısında bizim yapmamız gereken şey çok açıktır; derhal ilgili kimseye, çok ciddî bir iddianın muhatabısın, bu iddia aydınlanıncaya kadar partiyle ilişkini kes. Bizim daha önceki genelgemiz bunu gerektiriyor. Şimdi, biz, bunu orada görmüşüz, 300 bin dolar rüşvetin verildiği kayıtta kardeşim. Verdiği kişiye başkanın talimatıyla veriyor. Belediye başkan yardımcısına belediye başkanı gönderiyor. O başkan yardımcısı hakkında dava açılıyor, belediye başkan yardımcısı konumunu hâlâ sürdürüyor, belediye başkan yardımcılığı konumunu hâlâ sürdürüyor. Şimdi, böyle bir manzara... Bu manzara, Cumhuriyet Halk Partisinin tahammül edeceği bir manzara değildir, Cumhuriyet Halk Partisine böyle bir şey olabilemez, olamaz böyle bir şey. Bu olduğu zaman, ya arkadaşa deriz kendine güveniyorsan ayrıl, gereğini yaparız; o, ben güvenmiyorum derse, partinin yetkili organları gereğini yapar.

O bulamadığın belgeyi bizim arkadaşlarımız buldular dosyaya koydular.

Şimidi, baktık ki, böyle bir tablo yok. Canım, mahkemeden hüküm getirin! Yani, mahkemeden hüküm getirelim...:Bak, müfettiş incelemiş "belge bulunamadı, bulunsa rüşvet olacaktı; ama, belgeyi bulamadık." O bulamadığın belgeyi bizim arkadaşlar buldular, önüne koyuverdiler "bak, işte belge burada duruyor" diye. Olay, hâlâ duruyor,

Orası Türkiye ise, burası da Cumhuriyet Halk Partisi..

İçişleri Bakanlığı hâlâ uyuyor, o müfettişin o teftiş raporu hâlâ öyle kalmaya devam ediyor ve burası Türkiye!.. Ama, orası Türkiye ise, burası da Cumhuriyet Halk Partisi.

Başkan yardımcın 300 bin doları aldı mı aldı mı, o hala senin yardımcın mı değil mi?

Değerli arkadaşlarım, bu olayları belki biliyoruz, bunları okuduk diyorsunuz; ama, ben buna hâlâ alışamadım, ben, bunu doğal karşılayamıyorum, ben yadırgamaya hâlâ devam ediyorum. Yani, 300 bin doları aldın mı almadın mı arkadaş?! Senin başkan yardımcın 300 bin doları aldı mı almadı mı?! Almadan önce sana telefon edildi mi edilmedi mi?! Sen, o başkan yardımcısına onu gönderdin mi göndermedin mi? O başkan yardımcısı senin yanında görev yapmaya devam ediyor mu etmiyor mu?

Benim için dava açılmadı diyorsan, o davayı açmayanlar onun hesabını versin.

Benim için dava açılmadı diyorsan, her şey ortada o davayı açmayanlar onun hesabını versin.

Bir YDK üyesi geldi ve kendisine iki YDK üyesinin poşet içinde dolar getirdiğini söyledi.

Değerli arkadaşlarım, bu eski tablo. Bırakalım, şimdi yeni tabloya gelelim: Yüksek Disiplin Kurulumuz dün bir toplantı yaptı. Yüksek Disiplin Kurulu, partimizin en haysiyetli, en şerefli, en onurlu olması gereken insanların oluşturduğu bir kurul, saygınlığın zirvesi, partimizin ahlakî temsilcisi olmak durumunda. Bu kurulda görev yapan bir arkadaşımız, kısa bir süre önce beni ziyaret etti ve büyük üzüntü içinde bana dedi ki "çok acı bir olay yaşadım, bunu size anlatmak zorundayım." Nedir dedim? "Bana, bir süre önce iki Disiplin Kurulu üyesi, Balıkesir'deki işyerime gelerek beni ziyaret ettiler. Arkadaşlık, dostluk, genel konuları konuştuk. Bu arada Yüksek Disiplin Kurulunun gündemine gelmesi söz konusu olan dosyayla ilgili anlayışlarını söylediler. Karşılıklı konuştuk, tartıştık, birbirimizden farklı düşüncelerimiz var; ama, aynı heyette, aynı kurulda çalışan iki üç insanı; çünkü, iki kişi geliyor...Konuştuk, dertleştik, ondan sonra akşam tam ayrılmak üzereyken bana, o iki disiplin kurulu üyesi, sana bir hediye getirdik, lütfen bunu kabul et dediler ve bir poşetin içinde bana bir armağan verdiler. Ben de, bunu, normal, karşılıklı ziyaretlerde verilen bir hediye gibi kabul ettim. Yahu zahmet ettiniz, hiç gerek yoktu, teşekkür ederim dedim, arkadaşları uğurladım. Kendim İvrindi'de kalıyorum, İvrindi'ye arabamla geçtim, verilen hediyeyi de arabanın arkasına attım. Eve geldim, eve çıkarken aldım hediyeyi, çıktım yukarıya bir açtım, içi dolarla dolu. Birden tepem attı. Birden asabım bozuldu, canım sıkıldı. Hemen telefon açtım, nedir bu arkadaş, nedir bu tablo dedim. Nedir bu manzara? İşte, yahu önemli bir şey değil, aramızda arkadaşız, biz birbirimizi elbette yardımlaşacağız falan... Böyle bir şey olamaz dedim. Karımla konuştum, ona söyledim. Sabahleyin de gelin alın bunu kardeşim, götürdüm kendilerine bunu verdim." Bunu kim diyor; bunu Yüksek Disiplin Kurulunun bir üyesi arkadaşımız diyor. Kime diyor; bana diyor. Söylediği her sözün samimî, doğru olduğu çok açık. Müthiş bir içtenlikle, derin bir üzüntüyle bana iç dünyasını açıyor ve arkadaşımız, bunları söyledi gitti, birden bire kendimi olağanüstü sorumlu hissettim;

MYK toplantısında arkadaşlarıma böyle böyle bir olay var, ben bu yükü taşıyamayacağım diye anlattım.

Yani, böyle bir olayı Yüksek Disiplin Kurulumuzun içinde, iki Disiplin Kurulu üyesinin, bir başka Disiplin Kurulu üyesine rüşvet teklif ettiğini, dolar dolu bir poşeti ona getirdiğini öğrenmenin ağır sorumluluğu altında kendimi hissettim ve Merkez Yönetim Kurulunu toplantısında, bunu ben taşıyamayacağım, bilin, böyle bir manzara var. Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarıma bunu aynen böyle anlattım.

Basına bu kısmen yansıdı ama kimsenin ilgilendiği yok.

Aradan zaman geçti, basına bir miktar böyle bir dedikodu kısmen yansır gibi oldu. Tabiî, kimsenin ilgilendiği yok, bunlar önemli değil, ahvali adiye, bu işler böyle oluyor kardeşim, ne şaşırıyorsun, ne var bunda tavrı içinde herkes; ama, biz hâlâ alışmadık, hâlâ rahatsızız. Derken, dün Yüksek Disiplin Kurulu toplantısı gerçekleşti. Yüksek Disiplin Kurulu toplantısı sırasında başkan, ilgili arkadaşa dönüyor "böyle söylentiler çıkıyor, nedir şunun bir aslını anlat" diyor.

Bana gelip poşet içinde dolar teklif edildiğini anlatan YDK üyesi, YDK toplantısında da olayı aynen anlatıyor. Sonra da böyle böyle olmadı mı diye soruyor HIK; MIK...

Arkadaş, bunun aslını aynen bu şekilde anlatıyor ve dönüyor orada bulunan iki kişiye "siz gelmediniz mi arkadaşlar" diyor. Onlar da, ık mık... Ne münasebet, böyle bir şey olur mu falan tavrı yok, tepki yok... Kıyamet kopmuyor...Koyun kendinizi böyle bir olayın muhatabı durumuna koyun, sizin hakkınızda, hiç böyle bir şey yapmadığınız halde böyle bir iftiranın ortaya atılması halinde nasıl tepki gösterirsiniz bir an için düşünün...

O aşamada "Bırakın, hadi oylamaya geçelim" deniliyor.

"Bırakın, hadi oylamaya geçelim" filan havası esiyor ve arkasından oylama yapılıyor.

YDK'da iki üyenin bir üyeye poşetle dolar götürdüğü söyleniyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu kurul, Cumhuriyet Halk Partisinin bir kurulu. Bu kurul, Yüksek Haysiyet Divanı eski adıyla, Haysiyet Divanı, Onur Kurulu, Disiplin Kurulu, ahlak kurulu Cumhuriyet Halk Partisinin ve burada, iki üyenin, bir üyeye içi dolar dolu poşetle rüşvet götürdüğü iddia ediliyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor,

Durun, önce bu işi halledelim, böyle bir olay var mı, yok mu araştıralım, varsa yapanları YDK'na vermemiz lazım diyen olmuyor.

durun önce bu işi halletmemiz lazım, bu var mıdır yok mudur, bunu yapan insanları önce Disipline vermemiz lazım, bunun hesabını sormamız lazım, bu konuyu inceleyelim, yok...

CHP'de hiçbir kurul kararı parayla satın alınamamıştır, alınamayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, eğer biz de, bu sürece teslim olursak, eğer biz de bu gelişmeleri seyretmekle yetinirsek, eğer biz de aldırma canım havasına girersek, bu Türkiye'nin geleceği gerçekten büyük sıkıntılarla dolu olur. Cumhuriyet Halk Partisinde bu işler olamaz. Cumhuriyet Halk Partisinde bugüne kadar hiçbir kurul kararı parayla satın alınamamıştır, bundan sonra da alınamayacaktır.

CHP ne rüşvet alanlara, ne de verenlere pabuç bırakmayacaktır.

Rüşvet alanlar, rüşvet vererek amaca ulaşmayı deneyebilirler; ama, Cumhuriyet Halk Partisi ne rüşvet alanlara ne rüşvet verenlere pabuç bırakmayacaktır.

Öyle anlaşılıyor ki Türkiye'deki çürüme bize de sıçramış.

Böyle bir olayın ortaya çıkması üzüntü verici. Türkiye'deki çürüme, öyle anlaşılıyor ki, bize de sıçramış, bizde de ortaya çıkabiliyor. Bu manzara karşısında yapılması gereken şey, bizim Cumhuriyet Halk Partili kimliğimizin bir yansıması olacaktır; ya bunu idare edeceğiz ya da ona karşı gereken tepkiyi, tavrı sergileyeceğiz. Partililik, particilik işte burada kendisini gösterecektir. Biz, şimdi burada diyoruz ki, biz hiçbir şeyle meşgul değiliz artık. Bu mesele, mutlaka çözülmelidir. Cumhuriyet Halk Partisinin önündeki ana konu budur. Cumhuriyet Halk Partisinin Haysiyet Divanında böyle olaylar olabilir mi olamaz mı? Olabilmeli mi olmamalı mı? Alınması gereken karar budur. Bu kararı alacak olan da Cumhuriyet Halk Partisinin Yüce Kurultayıdır.

Cerahati patlatacağız

Değerli arkadaşlarım, bu konuları konuşmaktan hiç mutlu olmuyorum; ama, görevim bunları konuşmamı zorunlu kılıyor. Bu konuyu aşacağız, gerçeği göreceğiz, cerehaatı patlatacağız, cerehaatı! Ne yapalım, her bünyede cerahat toplanabilir, her bünyede apse olabilir, gereğini yapacaksınız. Şimdi, baktık, vücudumuzda cerehaat var, patlatacağız ve orayı onaracağız, buna hiç kuşku yok. İdare ediver, görmeyiver dersen, sonu alınmaz. Türkiye siyasetinde bunları biz biliyoruz, bunların her yerde olduğunu biliyoruz. Bunu, bazılarının geçim kapısı haline getirdiğini, bazen o partinin peşinde, bazen bu partinin peşinde bunu meslek haline getirdiğini, geçim yolu haline getirdiğini biliyoruz. (Alkışlar) Ama, Cumhuriyet Halk Partisi bunlara alet olmaz. Burada sabır var, burada çile var, burada emek var, burada dayanışma var, burada vatan sevgisi var, burada ben değil, millet var, toplum var, ülke var, cumhuriyet var, Türkiye var.

Zenginlikleriniz CHP karşısında 5 para etmez.

Değerli arkadaşlarım, bakın, demin Irak konusunu konuşurken silahla, bombayla bir rejimi yıkabilirsiniz; ama, silahın, süngünün üstünde bir rejimi kuramazsınız demiştim. Parayla pulla zengin olabilirsiniz, kısa süre içinde akıl almayacak zenginliklere ulaşabilirsiniz; ama, o zenginlikleriniz Cumhuriyet Halk Partisinin karşısında beş para bile etmez, beş para bile etmez.

O güzelim medyaya bile sızabilirsiniz ama, CHP'ye sızamazsınız

O zenginliklerinize kendinize kaşaneler kurabilirsiniz, etrafınızda size hizmet edecek adamlar tutabilirsiniz, devlet organlarına sızabilirsiniz, emniyet organlarına sızabilirsiniz, yargıya sızabilirsiniz, medyaya sızabilirsiniz, o medyaya, o güzelim medyaya sızabilirsiniz; ama, Cumhuriyet Halk Partisine sızamazsınız, sızamazsınız.
''


Mustafa Sarıgül medya aracılığıyla yanıt veriyor:

"Genel Merkezimizin ne sahte savları, ne de genel merkezin baronları benim bu çalışmamı asla ve asla durduramayacaktır. Baykal kendisi çöktü, kendisi gibi düşünmeyen kendi seçtiği kurulları karalama kampanyasına girdi"

''Disiplin Kurulu üyeleri sayın Baykal'ın kendi listesinden seçilen kişiler. Bu üyeler ben aday olup da benim listemden seçilmedi. Daha önce bu Disiplin Kurulu üyeleri binin üzerinde yurttaşımızın ihracı için ya da öbür türlü karar verirken bir şey yoktu. Ama Sarıgül ile ilgili karar verince bu iddialar ortaya atılıyor. Bütün ulusumuz biliyorki dürüstlük, onur, şeref konusunda en son konuşması gereken kişi sayın Baykal'dır.''

''Benim isteğim ve arzum bundan sonra yapılacak seçimlerden CHP'nin iktidar olmasıdır. Benim arzum CHP'nin artık muhalefette kalması değil, ulusumuz için önemli projeler üreterek, AB görüşmelerini CHP'li bir başbakanın yapmasını sağlamaktır. Ben bunun için yollardayım.
Genel Merkezimizin ne sahte savları, ne de genel merkezin baronları benim bu çalışmamı asla ve asla durduramayacaktır.''

''Baykal kendisi çöktü, kendisi gibi düşünmeyen kendi seçtiği kurulları karalama kampanyasına girdi. Sayın Baykal kardeşi kardeşe vurdurmaya çalışıyor. Buna asla izin vermeyeceğim''

''Bir tek kimse ile ne görüştüm ne olayı toparladım. Ben disiplin kuruluna savunma vermeye dahi gitmedim. Sadece Disiplin Kurulu'nu bilgilendirmek için gittim. Çünkü benim hakkında açılmış bir dava yok, verilmiş bir karar yok. Ama partimizde birçok belediye başkanı var Ağır Ceza'da yargılanıyor ama sayın Baykal'ın arkadaşları olduğu için Baykal onlara sesini çıkartmıyor. Çünkü Baykal, CHP'yi arkadaşlarının partisi olarak görmek istiyor. Ben, CHP'yi halkın partisi yapacağım.''

"CHP Genel Merkezi'nin ne sahte savcıları ne de baronları benim çalışmalarımı durduramaz"

Medyadan: 4 ocak: Milliyet Hürriyet

Baykal ve Sarıgül çarpışma  Baykal ve Sarıgül düello

Güneş

Sarıgül ok yaydan çıktı

""CHP'de üslup, sertleşmenin de ötesine geçti. Diller karşılıklı olarak 'Şeref ve haysiyetlere' dahi uzatıldı""
Güneş gazetesi

İşte bu medyada CHP irdeleniyor, takozlanıyor:Tıklayınız


Üzümbaba

Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!
Copyright 2004-2016. Üzümbaba sitesi. All Rights Reserved
Uzumbaba Anasayfa site ekle