E

Ğ

E

R


İ

N

S

A

N


İ

S

E

N


Ö

L

M

E

Z

S

İ

N


K

O

R

K

M

A
Uzumbaba Anasayfa          istatistik
Üzümbaba Yorumlarımız


Hacıvat yukarıda, Karagöz ortalıkta yok taktiği!

O kadar hızlı gündem olaylarıyla dolu ki, sıradan bir insan olarak nasıl izleyeceğimizi şaşırdık.

Şu son olaylara bakın:


Susurluk benzerliği kurulan Şemdinli olayları, arkasından durulamayan güneydoğu olayları, hergün daha fazla genişliyor.

Bu olaydan hemen önce Van üniversitesindeki rektör tutuklaması. 4 aydır mahkemeye bile çıkarılmayan koğuş arkadaşı ve yardımcısı kendini astı açıklamaları. Bu olayın tesiriyle yeni tutuklanan rektörün kaç gündür kalp spazmı ile apar topar yoğun bakıma alınışı. Rektörün hayati tehlikesi devam ediyor açıklamaları, ve dört aydır mahkemeye bile çıkarılmayan, bu baskıya dayanamadığı belirtilen yardımcısının kendisini astığı açıklamaları, komada gibi(açıklamalar bu doğrultuda) olan rektör hakkında yolsuzluk şebekesi kurması, bu yolda haksız kazanç sağladığı  vs gerekçelerle apartoppar mahkemeye verilmesi. Hakkında 21 yıla kadar hapis cezası istemi.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Danimarka gezisi sırasında pkk kanalı roj tv muhabirleri olması dolayısiyle Danimarka Başbakanı ile ortak toplantıyı yapmadan terk edip Türkiyeye dönmesi.

Yukarıdaki olaylardan hemen önce patlak veren Fransadaki kuzey afrika kökenli  göçmen çocuklarının avrupaya yayılan isyanlarına yorum getiren Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın 'bu bir türban sorunudur' demesi, sonraki tepkiler sonucu açıklamasını yenileyerek 'bu, sadece sorunların biriydi' açıklamaları.

Bu olayların hemen arkasından Avrupa Mahkemesinden gelen bir sonuç,  Türkiye'de seçim öncesi kendilerini üniversite girişlerine zincirleyip, seçimin hemen ertesinde yok olan türbancıları şoka sokması.

TBMM Başkanı'nın turban konusundaki tutarsız açıklamaları.  Arkasından da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın şok açıklaması, 'türban konusu bitmemiştir, onu din ulemalarına soralım, eğer din ulemaları diyorsa ki türban dini bütünlere emrediyor, o zaman onlar haklıdır' gibi açıklamaları.

Karşı ataktakilerin de ' din ulemaları bizim ülkemizi yönetmiyor, ülkemiz kurallara bağlanmış bir hukuk ülkesidir, hukuk ülkesinde ortaçağ ulemaları olamaz' açıklamaları.

Türkiye Cumhuriyeti futbol takımı 18. dünya kupasına katılmayı kıl payı kaçırırken maç sonrasında canlı yayından meşhur Can Bartu ' biz eski futbolcular olarak milli takımı tarikatlara bırakmayacağız, onlara bu takımı teslim etmeyiz'  demekle birlikte, bugüne kadar yıllardır sıradan insanın bile bildiğini sanki yeni birşeymiş gibi bahsetmesi(can havliyle). Bu maç sonuna gelene kadar köprünün altından ne suların geçtiğini bildiği halde, kendini o sularda rahat rahat soğuttuğu halde.

Türkiye Cumhuriyeti  son zamanlarda gerçekten sarsılıyor. Ancak bu sarsılma hayra alamet mi, değil mi, sıradan ülke insanı hiçbirşey kestirememektedir. Gündem o kadar hızlı akıyor ki, kanımca ülke insanı çoğunluk olarak bu akışı izleyememektedir, sağlıklı bir kanıya varamamaktadır.

Sorun şu: Türkiye iyiye mi gitmektedir, yoksa kötüye mi? Yaygarası yapılan dış sermaye akışı ülkeye birşeyler mi getirecek, yoksa Türkiyenin klasik gelişmesi anlamına gelen ya betonlaşma yatırımı, ya da sadece lüks oteller yatırımı?

Bu karmaşalıkta sanmıyorum ki halk çoğunluk olarak sağlıklı bir yanıt verebilsin.

Son günlerdeki güneydoğu gelişmeleri alarm sinyalleri vermeye başladı yine.  Jitem(ya da başka ad, derin devlet içinde bir yapılanma) ve pkk konuları öyle içiçe girmeye başladı ki, sanki bu iki kavram da ortak hareket ediyor gibi bir duruma geldi yine.

Fransa, göçmen geçmişi olanların isyanları karşısında kısmen sıkıyönetim uygulamaya başladı. İnsanın beyni zorlanıyor, acaba bilerek mi güneydoğu olayları sıkıyönetime doğru zorlanmaktadır?

Bizde uygulanacak bir sıkıyönetim fransadaki sıkıyönetime benzemez. Bizdeki olası bir sıkıyönetim bir askeri ihtilalin(12 eylül gibi) yarısına  döner. Tahribat yine çok olur. Acaba bunun alt yapısı mı hazırlanıyor diye endişeleniyorum. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, son aylarda 'ihtilal kapıda' yorumları sıklaşmıştı.

Sıradan bir insan dahi olsak, bazı gelişmeleri yakından izlemek zorundayız.

Acaba Türkiye kendisiyle bir şekilde hesaplaşarak berraklaşmaya mı çalışıyor?

Keşke öyle olsa!

Türkiye tepeden tırnağa karanlık güçler yuvasına dönüştürüldü 1950lerin başından beri. 80 ihtilaliyle legalleşti.

Şu günlerde  Avrupa Birliği'ne girme faraziyelerimizle bu karanlık güçlerin avrupalılara zamanla zarar vereceği gerekçeleriyle  bunlardan temizlenmemiz gerektiği için, bu güçleri halkımızın refahı için değil, uluslararası kapitalistlere şirin görünmek için temizlemek zorundadır Türkiye Cumhuriyeti.

 Bu bağlamda hangi karanlık güçleri yuvalarından çıkarmak gerekiyor, hangileri kalsının ikilemini yaşıyor Türkiye.

Hacıvat yukarıda da, Karagözün ortalıkta gözükmemesi gerekiyor, taktiği uygulanıyor şu sıralar.

Sorun burada.

Halkı düşünen yok, halk da zaten düşünemiyor başına geleceği.

17 kasım/2005


Üzümbaba


Valid XHTML 1.0 Transitional  Valid CSS!
Copyright 2004-2016. Üzümbaba sitesi. All Rights Reserved
Uzumbaba Anasayfa