E

Ğ

E

R


İ

N

S

A

N


İ

S

E

N


Ö

L

M

E

Z

S

İ

N


K

O

R

K

M

A
Uzumbaba Anasayfa        uzumradyo
   istatistik
Üzümbaba Yorumlarımız


Halil İbrahim sofrası Alevilere kapalı mı?


'Alevilerin bazı sorunları varmış, ama şu sıralar nüfus oranlarından daha fazla nüfus istiyormuş' bir köşe yazarına göre.


Geçenlerde bir araştırmayı okumuştum. Türkiyede cami sayısı o kadar çokmuş ki, eğer ülke nüfusundan çocukları, gayri müslümleri, camiye gitmeyen alevi müslümanları  çıkarırsak, her 350 küsur kişiye bir cami düşüyormuş. Yetmezmiş gibi  yeni camiler sırada.


Bir de bu değerli köşe yazarımıza şunu soralım:


Alevi nüfusun yoğun yerleşim birimlerinde devletin servetler  harcayarak yaptırdığı camilere hiç bir alevi vatandaşı uğramayınca, olsun, asırlar sonra o cami orada bir tarihi değer kazanır, belki aleviler de eninde sonunda sünnileşir bu tarihi boş camilerle,  diye mi bir politika izliyor bağlı olduğunuz zümre?


Bu köşe yazarımıza şunu soralım:


Siz yaşadığınız sürece hiç iki kez, yani çift vergi ödediniz mi aleviler gibi? 1. Diyanete giden vergiler. 2. Diyanete giden vergi paralarından bir kuruş nasibini alamayan, aksine bu vergilerin  diyanet aracılığıyla alevilere tarih boyu ağu(zehir) içirmesi.  Size hiç ağu içirildi mi? Ağu içirilmek ramazanlarda hurma yemeye benzemez.


Bağlı olduğunuz tarikat lideriniz diyor ki,


’ Şimdiye kadar Alevilerin Türkiye’de ciddi bir problemi olmadı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında bazı olumsuzluklar zuhur etmiş
…(Fethullah Gülen. 10 ocak, milliyet)

Ve siz diyorsunuz ki,


’
Türkiye'de inanç gruplarının temsil ve örgütlenme noktalarında bazı sıkıntılar yaşadığı doğru. Bu bağlamda Alevilerin de yaşadığı kimi sorunlardan söz edilebilir kuşkusuz.(Mustafa Ünal, 9 kasım- Zaman gazetesi).

Bağlı olduğunuz tarikat lideriniz diyor ki,


‘
Devlet cemevlerine bir şey demiyor. Cemlerini, semahlarını televizyonlarda bile yapıyorlar’


’ Aleviler, eğer kendilerini bir mezhep olarak ortaya koyuyorlarsa, Türkiye’de, Nuseyri, Ermeni, Süryani, Rum, Musevi, Protestan, Babtis, Bahai, Vahhabi de var. Onlar da kendilerine göre bir statü talebinde bulunabilirler. Şayet bir tarikat gibi algılanıyorsa Alevilik, -Hacıbektaş Veli hazretlerinin de yoluna yöntemine bir tarikat nazarıyla bakılıyor- tarikatlar da kendilerine göre özel bir statü isteyebilirler…. Zannediyorum bu tür istekler bazı problemler getirir, Türkiye’de daha bir kargaşaya sebebiyet verir. Nitekim demokrasinin biraz yumuşak algılandığı dönemler oldu, - 28 Şubat hadisesinden daha önceki dönemde – hiç de bizim tasavvuf ve tarikat geleneğinde olmadığı halde bazı kimseler sokaklara döküldüler. Caddelerde zikir – fikir yapmaya başladılar ve ciddi sıkıntı oldu. Bunlar, din adına mahzurlu şeylerdi. ’
…(Fethullah Gülen. 10 ocak, milliyet)

Siz de on ay sonra diyorsunuz ki,


’Bugün Alevi kesimin, devletin uygulamalarından kaynaklanan bazı sıkıntıları olabilir; ancak benim gözlemim ülke genelinde nüfuzlarının nüfuslarına oranla çok daha fazla olduğu yönünde. Özellikle de bazı kurum ve kuruluşlarda... Siyaset de bunun dışında değil.’


Şıp demiş burnundan düşmüş.

’Siyaset de bunun dışında değil’.
 

……


Yıllardır başka bir ülkede kendi deyimiyle’inzivadadır’ Gülen hazretleri. Ama gönlü, gözü ve de gözcüleri hep onun elçileridir bu ülkede. Halil İbrahim sofrasını da ihmal etmezler aralarında.


Da,


ne hikmetse bu Halil İbrahim sofrasını hakça  bölüşmek isteyenlere masa altından sopa göstermeyi kendilerinde hak sayarlar.


İzdivanın uzun yıllar süreceği önceden belliydi. Ülkenin en üst düzey soyguncuları, bunların içinde başbakanlığa kadar yükselenler, ve onların paralarının  aklayıcısı ortağı iddiaları ve izdivada kaldığı ülkenin istihbaratının ülkemizde ve de orta asyaya kadar uzanan okulları vs ile  en önemli ’sivil toplum  hareketi’ iddiaları.  Alevilerin  Halil İbrahim sofrasından haklarını almaları nasıl beklenebilir ki?


Dünyada en çok taraftar toplayan din liderleriyle, müslüman, hıristiyan, musevi liderleriyle ittifak içerisinde seminerlerde buluşurlarken,  Türkiye Cumhuriyetinde nüfus cüzdanlarında   ’islam’ yazılan halkın dünya temsilcisi durumuna getirilmeye çalışılmaktadır  bu tarikat.  Bu rüzgara kaptırmışlardır kendilerini. 


Önlerine bir kibrit çöpü yakmışlardı kırk yıl önce,  küçücük, kaçamak yakılan kibrit çöpü devlet yardımıyla kocaman bir  yangına döndü zamanla tüm sistemi kullanarak. Dizi film gibi,  70’ li yıllarda Balıkesir-Manisa bölgelerinde  başlayan gizli kamplarla,  Demirelin Adalet partisi, ara dönemlerde gittikçe güçlenir.  O zaman en büyük sloganları, ’kafirlere ölüm, gomoniste ölüm’, yönetmen de Fethullah Gülen.(bkn: Dağlara Kamplar Kuruldu). En çok da Aleviler onların gözünde kafir ve gomonistti.


Dizi devam eder, 12 eylül ile zirveye çıkarlar. Arkasından Turgut Özal, Çiller, ne gariptir ki, Bülent Ecevit (tüm sloganlarına yüzde yüz ters düştüğü halde), Ecevit hala bugün bile bunun hesabını verememiştir, sırları mezara gidecektir.  Parasal değil, asla, başka türlü.   Bugün bile hiç pişmanlık duyduğunu ifade etmemiştir Gülen hakkında.


Dizi bugüne kadar devam etmiştir, bu dizinin biteceği de yoktur gibi görünüyor.


’İzdiva’
devam ediyor da, bu izdiva son derece hareketli geçmektedir uzaktan kumandayla.

Halil İbrahim sofrası Aleviler tarafından kesinlikle paylaşılmasın diye çeşitli entrikalar devrededir.


Halil İbrahim sofrası Alevi anlayışından farklı değerlendirildiği için Aleviler  yıllar önce kurulan sofraya zaten oturamazlar, felsefelerine ters düşer.


Ancak oyunlar o kadar çoktur ki Aleviler üzerinde, son zamanlarda Alevi gelişmeleri endişe vermeye başladı.


Örnek 1:
Alevilik, devlet aracılığıyla teolojik sisteme teslim edilmek istenmektedir.

Bu bağlamda dedeler sisteminin gerici kanatları devreye sokulmuştur. Bazı dedeler, aleviliği bilmeyen ya da bize hizmet etmeyen bizden değildir, demektedir.  Tıpkı bugünün sünni diyaneti gibi.
 

Bizden değildir, Alevi değildir demek, milyonları kendilerinden soğutmak sonucunu doğurmaktadır. Kaldı ki alevilik esnek bir felsefedir. Hiçbir dede diğer bir alevinin yüzyıllardır alevi soyundan geleni dışlama yetkisine sahip değildir. Alevilik felsefesi bu gerici sistemi asla bugüne kadar kabul etmemiştir. Dedelerimiz aleviliği bugüne kadar yaşatabilmiştir, ama alevi halkına rağmen tek başlarına yaşatmamışlardır. Alevilikte dedeliği biz atalarımızdan böyle öğrenmedik. Alevi dedelerimiz despot olamazlar, Hacı Bektaş öğretisi ve Alevilikte esneklik olmuştur tarih boyu. Dedelerimizin, teolojik(dini) önderlerimizin ötesinde  bir önderlik görevleri olmuştur. Düşünceye asla sınır koyma yetkilerine sahip değillerdir. O zaman yüzyıllardır öğrendiğimiz Nesimilerin derilerinin yüzülmesi, enel hak, Pirsultanlarımızın, Maraşlılarımızın, Çorumlularımızın, en son da Sivas katliam canlarımızın yanlış yolda olduklarını bizlere öğretirler anlamına gelir ki, bu durum Aleviliğin sonu anlamına gelir.

Alevilik islamın özüdür, Alevilik islamın dışındadır tartışmaları tam bir tuzaktır.

İki şekilde tuzaktır.

Aleviliğin islamın özü olduğunu savunmak bugünkü sistemde diyanetle ve sünni sistemle ya göz kırpışmak, ya da sünni sistemden korkmak anlamına gelir.


Alevilik islam dışıdır, alevilik felsefesini bir başka milliyetçiliklere bölmek, anlamına gelir ki, bu da iki düşünce arasına kalın setler çekmeye benzer.  


Bırakalım her alevi kendini nasıl hissediyorsa öyle felsefi düşüncesini kursun. Aleviliğin özünü biz böyle öğrendik.  Yani karşı taraf ’kafirlere ölüm, gomonistlere ölüm’ ile küçük kamplarla işe başladı, bugün kendilerini öyle duruma getirdi ki bu kısa sürede, biz bin küsür yıldır direnmişiz bu zihniyete,biz mi o kadar geriyiz onlardan? 

Asla!   


Örnek 2:
Alevilik, sosyalist, komunist teorisyenler arasında,  ezilenleri bölüyor görüşü gerekçesiyle acımasız eleştiriliyor.

Dünyayı eşit bölüşmek aleviliğin en temel felsefesidir. Bu uğurda yüzyıllar boyu bu felsefe toplu katliamlara varan kurbanlar vermiştir. Aleviliğin özünde paylaşımcılık çağımıza kadar gelmiştir. Yazılı tarihte hangi bir felsefi düşünce bin küsür yıldır verdikleri kurbanlara, canlarına rağmen bu kadar direnmiştir, asla teslim olmamış, asla ekonomik asimilasyona uğramamıştır? Demek ki, evrenimizin hakça paylaşımını, insanca paylaşımını bu felsefe, kanının damarlarına o kadar işletmiş ki, bugüne kadar direnerek getirmiştir.  Karl Marks, Hegelin teorilerini yerle bir ederek, toprak altına gömerek, o teorileri yok ederek dünyadaki sosyalizmi sıfırdan başlatmamıştır.  Hegelden öğrendiklerinin başaşağı olduğunu tespit etmiş, onun öğretilerini başaşağı olmaktan kurtararak olması gereken şekilde düzelterek ayakları üzerine olmayı sağlamıştır.  Sosyalist devrimler böyle başlamıştır.  Ama malesef sonradan avrupanın tipik soyguncu, kalleş, vurguncu, fırsatı bulunca tam tersi 360 derece dönebilenler yüzünden devrimler bugünkü duruma düşürülmüştür.  Sömürü düzeni, evreni eşit bölüşememe düzenine, dolayısiyle de vahşi emperyalizme teslim edilmiştir.

Eleştirilerin biri de, aleviler hep ezildikleri için dinamik kalmışlardır. Fırsatı buldu mu onlar da tarihte ezenler durumuna döneceklerdir.

Bu  demektir ki, marksizm ya yanlış değerlendirilmiştir, ya da eksik kalmıştır. Yaşam sadece teorilerden ve ütopilerden ibaret olsaydı 1789 fransız burjuva devrimi de olmazdı. Ekim devrimi de olmazdı, Çin kültür devrimi de olmazdı, Küba devrimi de olmazdı.  Kaldı ki, bazı devrimler temelleri sağlam olmadığı için insanlığa sadece bir deneme özelliği taşıyor olmuştur.

Alevilik bu devrimlerden çok farklı şekilde bugünlere geldi. Alevilik felsefesi sadece son bin yılda doğdu diyenler de kasıtlı olarak bu tezi işlemektedirler kanısındayım.  Alevilik sadece türkçülük akımı, türkmencilik, diyenler, alevilik zerdüştlüktür vs diyenler de, alevilik islamın tam kendisi, ya da, islamın dışındadır tezleri, aleviliği daraltmak, yok etmek için birer tuzaktırlar.   Bu felsefenin bugünlere neler getirdisine bakmak zorundayız. Aleviliği bir mozayik olarak kabul etmek zorundayız. İnsanı temel alan bu mozayikliği, toplumla birleştirme özelliğinden dolayı bugünümüze kadar yaşayabilmişse bu bize bir fırsattır. Aleviliği doğru işleyerek ayakları üzerine yürümesini sağlayabilmesi için gerekli yöntemlerle beslemek zorundayız. Bu hamur bugünlere kadar kurumadan  yaşayabilmişse  bu hamuru işleyebilmenin yollarını bulabilmeliyiz.


Halil İbrahim sofrası herkese açık ola, hakça ola.

11 kasım 2005
Üzümbaba


Valid XHTML 1.0 Transitional  Valid CSS!
Copyright 2004-2016. Üzümbaba sitesi. All Rights Reserved
Uzumbaba Anasayfa site ekle