'Açılım, süreç, Suriye üçgeninde
Aleviler' dizisinden 3(5).bölüm
'Türk-Kürt Alevi ayrımı olmaz'
Kadim Aleviliğin son kuşak temsilcileri
Sinemilli-Kantarma dedeleri 'Biz insanı tanırız' diyorlar
Elbistan Bakış beldesinin CHP’li Belediye Başkanı Kamber
Yurdakurban, bizi “kadim Aleviliğin son kuşak
temsilcileri” olarak bilinen Sinemilli-Kantarma
dedeleri ile bir yemekte buluşturuyor. Kantarma, “İlim
irfan yuvası, doğal Alevi akademisi” olarak anılıyor. “Dede”ler
Abuzar Erdoğan, Veyis Erdoğan, Ali Ekber Bakır, İbrahim Yüksel
ile sohbet ediyoruz. Hem Alevi kültürü hem de siyaset üzerine.
Abuzar Erdoğan, hem katliamların, hem askeri darbelerin
anılarıyla dolu. 12 Eylül’den sonra köye gelen askerlerin nasıl
kendisini yere yatırdığını, yaşlı olduğu için dövmeyip boğazına
kadar derede suya batırdıklarını anlatıyor. Solun “Din
halkın afyonudur” diye “dede”lere
tepki gösterdiği dönemleri anlatırken de “Biz sosyal
faşistmişiz!” diyor gülümseyerek.
Katliam korkusunu içlerinde taşıyorlar. Abuzar Erdoğan, “Aleviler
üzerine çok oyunlar oynanıyor. Aleviler nerede varsa devamlı
baskı altında. Alevilere fırsat gördükçe dalacaklar”
diyor. Çözüm süreciyle ilgili sorularımıza “Alevilik
ırk, ulus değildir, Alevilik edep erkândır. ‘Türk Alevi’ ‘Kürt
Alevi’; bu ayrımı kabul etmiyoruz, bizi bölmeye çalışıyorlar.
Biz Alevi, Sünni, Ermeni, Şafii tanımayız, insanı tanırız.
Aleviler eskiden beri barış ister” yanıtını veriyor.
Neden insanlar ölsün?
Veyis Erdoğan “Aleviler için hiçbir şey yapılmıyor. Kürt
meselesi meydanda, Alevi meselesi yok. Aleviler kim ezilmişse
hep onun yanında olmuştur. Aleviler her zaman barışa taraf
olmuştur. Neden insanlar ölsün” diyor. İbrahim Yüksel de son
dönemde yaşanan bazı tartışmalarla ilgili olarak “20-25 milyon
Alevi topluluğu var. Yıllardır Aleviler üzerinde baskılar var,
katliamlar var. Alevi potansiyelini yok etmek, asimilasyonu
hızlandırmak istiyorlar. Aleviler arasında ortalığı bulandırmak
için bazı sözler ortaya atıyorlar. Rant elde etmeye çalışıyorlar”
görüşünü dile getiriyor.
SÜRGÜ’DEKİ LİNÇ GİRİŞİMİNDEN KURTULAN HASAN EVLİ:
Saldırı nedeni Alevi Kürt kimliğimiz
Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Sürgü beldesinde yaşayan
Evli ailesi, evlerinin önünde ısrarla davul çalan davulcuyu
uyarınca linç girişimiyle karşılaşmışlardı. Tekbir getirerek
evlerini taşlayanlar “Bu aile buradan gidecek” diye bağırmıştı.
Olayla ilgili dava sürüyor. Hasan Evli ile o günden bu yana
yaşadıklarını konuştuk. Aynı evde yaşıyorlar, hâlâ korku
içindeler. “Bir sene oldu, mahkemeye verdik. Üç defa gittik,
doğru dürüst ifademiz bile alınmadı. O olayı sanki ben yapmışım,
ben de yargılanıyorum. Ben 15 seneden, çocuklarımdan Servet 14
seneden, Hüseyin Hasan Evli 15 seneden, kızım Leyla 8 seneden
yargılanıyor. Demek ki adalet yok” diyor. Saldırı gününü
anlatırken o dehşeti yaşıyor sanki:
“Korkunçtu, 500 kişi üzerimize geldi. ‘Allahüekber’
diyerek tekbirle üzerimize geldiler. Mermiler sıkıldı eve. Kimi,
‘Evi yakacağız’ dedi. kimi, ‘Öldüreceğiz’ dedi. Evi terk
etmemizi istediler. Korkuyoruz. Korkmayalım da ne yapalım? Bunu
Alevi olduğumuz için yapıyorlar. Öbür vatandaşlara niye
yapmıyorlar? Ya bizim gibi olacaksın ya da içimizden göçüp
gideceksin, diyorlar. Biz Müslümanız, diyorlar, ben de Aleviyim,
gâvur muyum? Bizim için Alevilik kutsaldır.”
Evden çıkamıyoruz
Hasan Evli, hayatı boyunca kimliklerinden çekmiş. “Benim
üç kimliğim var. Türkiye Cumhuriyeti kimliğimiz, Alevi, Kürt
kimliğimiz. Alevi, Kürt kimliğim başımı ağrıtıyor. O iki
kimlikten dolayı sıkıntıdayım. Eğer Kürt sorunu çözülürse, Alevi
sorunu da çözülürse iyi olur. Kürt kimliğinden de çok çektik,
Alevi kimliğinden de çok çektik. Hâlâ da çekiyorum. Kürt
kimliğinden de çok basılma oldu. Köyde evimizi bastılar, aşağı
mahalleden yukarı göçürdüler. Bize uymuyorsun, göçüp gideceksin,
dediler. Bir mahalleden başka mahalleye göçtüm” diyor.
Hasan Evli, “Baskılar var mı hâlâ” diye
sorduğumuzda, “Eskisi gibi değil ama hâlâ baskı
altındayız, çarşıya inemiyoruz” karşılığını veriyor. Eşi Zeynep
Evli de baskı ve dışlanmadan yakınıyor. “Kimse bizimle
konuşmuyor, biz kimseye gitmiyoruz. Evden çıkamıyoruz. Düzenimiz
bozuldu, burada alışveriş yok, yapamıyoruz. Doğanşehir’den
alışveriş yapıyoruz, çocuklar getiriyor” diyor.
‘Bizim Kâbe’miz insan’
Ali Ekber Bakır “Alevilik okyanustur. 72 millet arasında
ayrım yapmayız. Bizim kâbemiz insandır” diyor. Sonra
söz bitiyor, duvardan sazlar iniyor. “Dede”ler
önce “Haber verseydiniz kendi curamızı getirirdik”
diyorlar ama yine de bizi kırmayıp sazı ellerine alıyorlar. Önce
Veyis Erdoğan çalıp söylemeye başlıyor “Ben bugün
dostumu gördüm” diye, “Gel gör beni aşk neyledi” diye.
Arkasından Abuzar Erdoğan sazı eline alıyor, “Dünyayı sarı kızın
boynuzuna kondurmuşlar/ bu zavallı milletimin kafasını
dondurmuşlar” diye başlıyor; “Din iman güzel ahlaktır/
İbadetin şekli yoktur/ Türlü şekil göstermişler” diye
devam ediyor. Ve ekliyor sonunda: “Söyleyen Metini Baba,
biz dememişiz.” Kahramanmaraş’tan ayrılırken araçta
halk ozanı Mahzuni Şerif’in “Barışa Çağrı”sı
çalıyor. Mahzuni Şerif, “Barış mübarektir”
deyip canları barışa çağırıyor: “Barış gelsin dağlara/
Yollar birleşsin haydi/ Geçmişten geleceğe/ Yıllar birleşin
haydi.”
‘BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR’
Sivil faşistlerin saldırılarından, solcuların ‘sosyal faşist’
suçlamalarından, darbe döneminde askerin zulmünden nasibini
almış Alevi dedeleri baskıların bugün de devam ettiğini
söylüyor. Çözüm sürecine ilişkin görüşlerini sorduğumuz dedeler,
“Alevilik ırk, ulus değildir, Alevilik edep erkândır. ‘Türk
Alevi’ ‘Kürt Alevi’; bu ayrımı kabul etmiyoruz, bizi bölmeye
çalışıyorlar. Biz Alevi, Sünni, Ermeni, Şafii tanımayız, insanı
tanırız. Aleviler eskiden beri barış ister” diyorlar.
Ankara Milletvekili Haluk ÖZDALGA:
Köprüye Yavuz ismini vermezdim
AKP’nin Alevi politikasına parti içinden de itirazlar var.
Başbakan Tayyip Erdoğan, bölge milletvekilleriyle yaptığı bir
toplantıda “Cemevleri ibadet yeridir” diyen
Ankara Milletvekili Haluk Özdalga’yı “Cemevleri kültürel
mekânlardır. İslamda ibadet yeri camidir” diye
fırçalamıştı. Özdalga görüşlerini koruyor, hatta cemevlerinin
ibadet yeri olarak kabul edilmemesine gerekçe gösterilen tekke
ve zaviyelerle ilgili yasanın kaldırılması için bir yasa önerisi
bile hazırlamış, ancak henüz sunmamış, “parti disiplini
gereği” önce gruba vermeyi planlıyor.
Özdalga, “İktidar neden bir türlü Alevilere açılamıyor”
sorumuz üzerine “İnsanların niyetlerini yorumlamaktan
kaçınırım. Ama ortada bir vakıa var, cemevleri ibadet yeri
olarak kabul edilmiyor” diyor. Bu konudaki itirazlara
da şu yanıtları veriyor:
“1. gerekçe, Tekke ve Zaviyeler Kanunu gösteriliyor. O
kanunun müzakere tutanaklarını da okudum, cemevlerinin ibadet
yeri olmamasını gerektirecek hiçbir hüküm yok. 677 sayılı
kanunun kaldırılması gerekiyor. Günün ihtiyaçlarına cevap
vermiyor, fiiliyatta da uygulanmıyor. Buna atfedilen gerekçe de
ortadan kalkar, bana göre zaten o gerekçe de yok. Devletin dini
kontrol altına almasını isteyenlerin, dine olumlu gözle
bakmayanların getirdiği bir kanun. Dine şüpheyle bakan bir
zihniyetin geçirdiği bir kanunun şimdi dini inançları kuvvetli
insanlar tarafından gerekçe olarak kullanılması ironik.
2. gerekçe ise; her dinde tek ibadet yeri olur iddiası. Bu
iddianın dayanağı belli değil. Tarihi olgulara da, dinler
tarihine de uymuyor. İbni Teymiye, Sünni İslamın en radikal
âlimidir, o dahi, 7 yüzyıl önce, zikir yapılan yerlerin ibadet
yeri olduğunu söylemiş. İşin özü şu; neyin ibadet olduğuna,
neresinin ibadet yeri olduğuna demokratik hukuk devletinde
sadece ve sadece o inanç mensupları karar verir. Devleti
yönetenlerin kesinlikle herhangi bir inanç mensuplarının ibadeti
nasıl, nerede yapılacaktır, bu konuda söz söylemeye hakları
yoktur. Bu, inanç özgürlüğünün temelidir. Biz bunu Türkiye’de
kabul etmediğimiz sürece Aleviler için olsun, başkaları için
olsun, inanç özgürlüğü var, diyemeyiz. Alevilerin haklarının
teslim edilmediğini düşünüyorum.”
Haluk Özdalga, “Alevi açılımın da çok tatmin edici sonuçlar
vermediği, hem içerik, hem de şekil, üslup olarak yapılması
gereken çok şey olduğu” görüşünde. “Alevi toplumuyla daha yoğun
bir işbirliği diyaloğu kurulması lazım. Haklarını teslim etmemiz
gerekiyor” diyor. Konunun “inanç özgürlüğü” ve “birlik,
beraberlik” boyutu üzerinde duruyor. “Milli, dini bayramlarda
mesaj yayınlayacaksınız, birlikten bütünlükten bahsedeceksiniz,
hem de toplumun bir kesimini oluşturanların haklarını
vermeyeceksiniz. Türkiye’nin birliği ve bütünlüğünü
sağlayacaksak farklılıkları tanımak zorundayız” diyor.
Bölgede mezhep savaşı yayılıyor
Özdalga, 3. köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesinin doğru
olmadığını düşünüyor:
“Yavuz Sultan Selim, Alevileri kırmıştır, hayır
öldürmemiştir, çok tartışma var... Benim kendi kanaatlerim var,
ama kanaatimi söylemeyeyim, onu tarihçiler konuşsun. Ama siyaset
algılamalar üzerine yapılır. İmamın ne dediği önemli değildir,
cemaatin ne algıladığı önemlidir. Türkiye’deki Aleviler, Yavuz
Sultan Selim’i Alevileri kıran, onbinlerce Aleviyi öldüren
sultan olarak görüyorlar. Bu algılamayı devleti yönetenlerin,
siyaset yapanların yok saymaları isabetli bir tutum değil. Ben
olsaydım ‘Mimar Sinan’ adını verirdim.”
Özdalga, Alevilerin haklarının teslim edilmesinin Suriye’deki
gelişmeler açısından da önemli olduğu görüşünde. Bu konuda şu
değerlendirmeleri yapıyor: “Suriye’deki iç savaş bir
mezhep savaşına dönüşmüş vaziyette. İşin üzücü tarafı, bu mezhep
savaşı Suriye ile sınırlı kalmayacak, bölgeye sıçrayacak, diye
yazmıştım. Şimdi Lübnan’a, Irak’a sıçramış vaziyette.
Türkiye’nin mezhep temelli politika uyguladığını düşünmüyorum.
Fakat Türkiye’nin o bölgede bu mezhep savaşını durdurmaya dönük
bir politika izlemesi gerekiyor. Hem Sünni, hem Şia kesimiyle
diplomatik diyalog kurarak mezhep savaşının bölgeye sıçramasını
engellemesi gerekiyor. Türkiye’nin içine bakarsak, Alevi açılımı
bu açıdan da önem kazanıyor. Türkiye, Ortadoğu’daki mezhep
yangınında iki tarafa da eşit mesafede kalarak çok yoğun bir
diplomasi uygulayacaksa ve netice alacaksa buna kendi içinden
başlaması gerekiyor. Kendi Alevilerinin haklarını teslim etmesi
çok olumlu katkılar yapar. Eğer Aleviler Esad gibi bir gözü
dönmüş bir caniyle mezhep savaşında kader birliğine giriyorsa,
bizim kendi içimizde bu işi yumuşatarak ve herkesi eşit hak ve
özgürlüklere sahip vatandaşlar noktasına getirmemiz lazım.”
AKP İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit:
‘Alevi sorunları kangren’
AKP İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit, aynı zamanda Alevi “dedesi.”
Gezi Parkı eylemleri sırasında ABD’de bir gazeteye yaptığı
açıklamada, partisinin politikalarına yönelik eleştirileriyle
dikkat çekti. Yiğit’e AKP’nin neden bir türlü “Alevi
açılımı” gerçekleştiremediğini, Alevilerin çözüm
sürecine yaklaşımı ve Suriye’deki gelişmeleri sorduk. Yanıtları
şöyle:
Bin yıldır çözülmedi: Alevi sorunları bin yıldır kangren haline
gelmiş, hiçbir hükümet bu soruna el atmadı, yaklaşmadı. Sayın
Başbakan’ın talimatıyla bir çalışma yürütüldü. Akademisyenler,
Alevi dedeleri, kanaat önderleri, ilahiyatçılar toplantı yaptı.
3 konu ortaya çıktı. 1. Din kültürü ahlak bilgisi dersine
Alevilik ve Bektaşiliğin girmesi. 2. Madımak olayı çıktı. 3.
Cemevlerine nasıl bir statü kazandırılacağı gündeme geldi. Din
kültürü ahlak bilgisi dersi için 14 yazardan oluşan bir komisyon
oluşturuldu, bu komisyon iki aylık bir çalışma yaptı, Alevilik
ve Bektaşilik tüm ritüelleriyle din kültürü ve ahlak bilgisi
dersine girdi, şu anda okutuluyor. Dışarıdan hiç müdahale
olmadı. Eksiklik varsa komiteden kaynaklanıyor, hükümetin
herhangi bir müdahalesi olmadı. Madımak Oteli’nin
kamulaştırılması gündeme geldi, alt kat yarı müze haline
getirildi. Madımak Alevi sorunu değil, insanlık sorunu. O da
çözümlendi.
Cemevleri sorunu: Cemevlerine nasıl yasal statü
kazandırabiliriz? 5 kişilik bir komite oluşturduk. Bir formül
ortaya koydular, onu biz de kabul ettik, yani devlet bakanlığına
bağlı bir cem ve kültür evleri vakfı oluşsun, kamu yararına bir
vakıf. Hem yasal statü kazanacak, hem elektrik, su giderleri,
dedelerin sorunları çözülmüş olacak. Tam seçime giderken o
kaldı. Türkiye 30 senedir kirli bir savaşla uğraşıyor. Nihayet
bir barış süreci başladı. Cemevleri sorunu kaldı. Bunu da
yaparsak Alevileri rahatlatmış olacağız. İki hafta önce sayın
Başbakan’la İstanbul milletvekileri olarak toplantı yaptık,
orada gündeme geldi. Sayın Başbakan da, akil adamlar grubuna
Prof. Dr. İzzettin Doğan’ı da aldığını söyledi, şahsımla ilgili
olarak da hazırlıklı olun, yakında bu konuyu da çözeceğiz, dedi.
“Yavuz Sultan Selim” köprüsü: Köprünün adına
biz de şaşırdık. Bir soykırım olmuş, Alevileri katletmişler.
Yavuz Selim, Çaldıran olaylarında 40 bin Aleviyi öldürdü.
Alevilerin o zamandan beri Yavuz Sultan Selim’e karşı
kırgınlıkları var. Şimdi getirip onun adının İstanbul’da köprüye
verilmesi pek uygun düşmedi. Çağdaşlaşmaktan, demokrasiden,
barıştan bahsederken Yavuz’un ismi pek uygun düşmedi.
Aleviler barıştan yana: Aleviler eşitlikten, özgürlükten,
demokrasiden, kadın haklarından yana. Ben Alevi olarak yıllardır
Kürt sorununu savundum, barışın gelmesi lazım. OHAL döneminde
insanlar katledildi. İnançlar bu ülkenin zenginliği, Aleviler
hiçbir zaman Kürt sorununun çözümüne karşı çıkmadı.
AKP’de karışan yok: (AKP’de rahat mısınız, sorusu üzerine)
Evrensel sosyal demokrat ilkelere inanmış bir insanım.
İlkelerimden taviz vermem, Alevi felsefesini benimseyen,
özümseyen, yaşama geçmesi için, cemevlerinin yasal statü
kazanması için çalışan biriyim. Hiç kimse hiçbir partide rahat
değil. Ama bugüne kadar şöyle yapıyorsun, böyle konuşuyorsun
diyen olmadı. Çok da saygı gördüm.
Türey Köse
1 Temmuz 2013
Kaynak: Cumhuriyet
4.bölüm için tıkla
|