'Açılım, süreç, Suriye üçgeninde
Aleviler' dizisinden 4(5).bölüm
Utancın adını elim olay koydular
Sivas katliamının üzerinden 20 yıl geçti, Aleviler hâlâ
tedirgin, ayrımcılık hâlâ sürüyor..

Her şeye rağmen barış Sokaklarına ‘Cami’ ismi veriliyor.
Madımak’ta yitirilenleri anmak için yapılan köşeye katliama
katılanların da ismi konuluyor. Köy yollarına asfalt bile çok
görülüyor. Buna karşın Sivaslı Aleviler, isimlerinin kavgayla
anılmasını istemiyor: Halklar arasında kavga yok. Biz
yüzyıllardır barış istiyoruz. AKP istedi, akil adamlar istedi,
diye değil.
Sivas, yakın siyasi tarihin en büyük katliamlarından birinin
yaşandığı bir kent. Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993 günü 35
canın katledilmesinin üzerinden 20 yıl geçti. Bu büyük acının,
utancın bir müzesi bile yok. İnsanların diri diri yakıldığı otel
yenilenmiş, kapısına “Bilim ve Kültür Merkezi”
tabelası asılmış, lobideki anı köşesinde yakılan 33 aydın ve 2
otel görevlisiyle ölen göstericilerden 2 kişinin adları yazılı.
Altında da şu yazı var: “2 Temmuz 1993 tarihinde meydana gelen
elim olayda 37 insanımız hayatını kaybetmiştir. Böyle acıların
bir daha yaşanmaması dileğiyle.”
Utancın müzesi yok, “elim olay” tabelası var.
Kentte yaşayan Aleviler otelin önünden bile geçmek istemiyor, bu
“anı köşesi” katliam anılarını kanatıyor. Pir
Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Şubesi Başkanı Hidayet
Yıldırım, bir kez Aziz Nesin’in yakın
dostu Alman yazar
Günter Wallraff’la birlikte otele girmiş, bir
kez de bilim ve kültür merkezi olduktan sonra önünden geçerken
otelde bulunan yerel basın temsilcilerinin ısrarıyla. “İçeri
girmek istemiyorum, o katliamı anımsıyorum” diyor:
Madımak bir katliam
“20 yılda sadece iki kez girdim o otele. 7.5 saat
devletin gözü önünde insanlar diri diri katledildi. 45 dakikada
Kıbrıs’ın yarısını teslim alan devlet, 7.5 saat yoktu. Ben de o
gün kültür merkezindeydim. Bize de iki defa saldırdılar. Şimdi
orayı bilim kültür merkezi yaptılar. Katliam yapanların
isimlerini, resimlerini katledilenlerin yanına koyuyorlar.
İsteğimiz utanç müzesi olması. Yönetiminin de Pir Sultan Abdal
Derneği ile katliamda öldürülenlerin ailelerine verilmesi.
Türkiye bu utançla yüzleşmek, geleceğini de aydınlatmak
zorundadır. Bugün 3. köprüye Yavuz Sultan Selim
adını verenler, yarın Cafer Erçakmak kültür
merkezi yazarlarsa şaşırmayız. Burada 15 bine yakın insan ‘yak
yak’ diye bağırdı. Elbette bugün 325 bin insanı onlardan
ayırmak gerek. Ama menfur bir olay, elim bir olay, diyorlar.
Bunu kabul etmeyiz; o, katliam.”
Madımak hâlâ yanıyor
Hidayet Yıldırım, “Madımak hâlâ yanıyor içimizde” diyor ve her
yıl 2 Temmuz anmaları öncesi ve sonrasında yaşananlara dikkat
çekiyor. “Kitlesel katılım istenmiyor. Önceki yıl izin
vermediler, gittik tabii. Ben izinsiz gösteriden yargılandım,
1.5 yıl ceza aldım, 5 yıl içerisinde suç işlersek yatacağız.
Vali ve Emniyet müdürü ile görüştük, yasakçı bir zihniyet yok
gibi geliyor artık. Ama yasaklarlarsa da gideceğiz. Bizim için
bir ibadet gibi, 35 canımızı anmak boynumuzun borcu” diyor.
Önceki yıl anmalarda biber gazı yemiş, sonra Kahramanmaraş
katliamı anma etkinliklerine gitmiş, orada da biber gazı yemiş.
Ve geçen günlerde de, bu kez başkentte Gezi Parkı eylemlerinde
biber gazı yemiş...
Yıldırım, katliamdan sonra kentten büyük bir göç yaşandığını
anlatıyor. “Sivas merkezde solun oyu yüzde 20’lerde olurdu,
yüzde 7’lere düştü” diyor. Bugün Alevilere yönelik bir saldırı
olmadığını ancak “asimilasyon ve yok sayma” politikasının
sürdüğünü anlatıyor. Alevilerin çoğunlukta olduğu Seyrantepe
Mahallesi’nde bir sokağa “Cami Sokağı” adı verildiğini
vurguluyor. Alevi köylerin yollarının toprak ya da stabilize
olduğunu, Sünni köylerin yollarının asfalt olduğunu anlatıyor.
Alevilerin yaşadığı Alibaba Mahallesi 5’e bölünmüş. Bu
mahallelerde yaşayan kadınlarla sohbet ediyoruz. Katliam gününü
unutmamışlar. “3-4 gün korkudan evden dışarı çıkamadık.
Korkunçtu” diyorlar. Alevi mahallelerinin çevresine “gecekondu
önleme bölgesi” diye konutlar yapılıp kuşatıldıklarını
anlatıyorlar. Alevi Kültür Derneği Başkanı Emine İmren, “Madımak
utanç müzesi olana kadar, devlet katliamı kabul edip özür
dileyene kadar eylemlerimiz devam edecek” diye konuşuyor. O da,
yenilenen Madımak Oteli’ne hiç gitmemiş, “Yüreğim kaldırmaz.
Katillerin isimleri var orada” diyor. İktidarın Alevi açılımın
sözde kaldığını vurgularken de “Çalıştaya gittik, ondan
vazgeçin, bundan vazgeçin, orada katledilenlerin 16’sı Sünniydi,
dediler, diyebildiler. Reyhanlı’yı da önce bize yıkmaya
çalıştılar. Sonra Türkiye’nin başbakanı, şu kadar Sünni
vatandaşımız öldü, dedi. Halklar arasında kavga yok. Biz
yüzyıllardır barış istiyoruz. AKP istedi akil adamlar istedi
diye değil” görüşünü dile getiriyor.
Katliamı Ergenekon’a bağlayacaklar
Cumhuriyet Üniversitesi öğretim üyelerinden sosyolog Yrd.Doç.Dr.
Haydar Gölbaşı da, “1978’te Alibaba Mahallesi’nde insanlar
öldürüldü, yaralandı ve arkasından yoğun göç oldu. Madımak
katliamından sonra bu göç hızlandı. Sivas’tan bu lekeyi silelim,
biz de en önde yürüyelim, diyorlar yöneticiler. Anmayı sembolik
hale getirelim, unutturalım demek kabul edilebilir bir yaklaşım
değil” diyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatıyla katliamı
araştıran Devlet Denetleme Kurulu raporundan da umutlu değil.
“İslamcı kesimi aklayıp Ergenekon’a bağlayacaklar” diye
düşünüyor.
En büyük talep: Laik demokratik cumhuriyet
Bu yıl, katliamın 20. yılı, bu nedenle 2 Temmuz anma
etkinlikleri öncesinde yoğun hazırlık var. CHP Sivas
Milletvekili Malik Ejder Özdemir, bu hazırlıklar ve yönetimin
yaklaşımı konusunda şunları söylüyor:
“Madımak ne yazık ki müze olmadı, toplumun önünden kaçırmak
adına, kamulaştırıldı, otel olmaktan çıkarıldı ama müze
yapılmamak için gayret gösteriliyor. Olayın tahrikçilerinin adı
o panoda duruyor. Her 2 Temmuz bir karabasan gibi algılanıyor,
yeni bir olay olmasın, olur mu endişesi yaşanıyor. Bu yıl 20.
yıl olması nedeniyle yoğun bir katılım bekleniyor.”
Özdemir, Alevilerin iktidardan beklentileriyle ilgili sorumuza
da “Alevilerin en büyük hak talepleri laik demokratik
cumhuriyettir. Aleviler, yaşanan sürecin cumhuriyeti tasfiye
süreci olduklarını bildikleri için, en doğal taleplerini
cemevleri, Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması dahil olmak
üzere Cumhuriyetten vazgeçmek pahasına bu hakların verilmesinden
yana değiller” karşılığını veriyor.
Pankürtçülük iştahı korkutucu
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün
Dersim harekâtıyla ilgili sözleri, “Aleviler ulustur,
Alevilik dindir” benzeri açıklamaları ve Meclis’te
cemevi açılması benzeri girişimleri parti içinde ve dışında
tartışma yaratıyor. Aygün’e sorularımız ve yanıtları şöyle:
Açıklamalarınızda bir kavram kargaşası yok mu? Size
yöneltilen “Alevist” eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Alevilik dindir, ibadeti cemdir, ibadet yeri cemevidir;
sözlerimin arkasında duruyorum. Cumhuriyetin kimi kazanımlarını
sahiplendiğimiz için PKK ve ona yakın çevreler devletçi
olduğumuzu söylüyor. Cumhuriyetin dönüşmesini tarihindeki toplu
kırımlarla hesaplaşılmasını, Alevilerin başına gelen büyük
felaketlerin şeffaf bir şekilde araştırılmasını önerdiğimiz
zaman katı ulusalcı çevreler, Türk milliyetçileri bölücülükle
suçluyor, PKK’li olduğumuzu söylüyor. Türkiye’deki politikalar
Ortadoğu’daki dinselleşme Alevileri ürkütüyor. Aleviler kendi
inançlarının ayak altında yok olup gideceğinden, çocuklarının
asimile olacağından hatta bunun katliamlar yoluyla
yapılacağından endişe ederek kendi yollarına daha çok bağlı
oluyor. Ben de bu hassasiyetleri dile getiren bir milletvekili
olarak bazı çevrelere “Alevist” olarak
görünüyorum. Alevist değilim. Demokratım.
Abdullah Öcalan’ın Nevruz mesajında Alevilerden söz
etmemesinden sonra, bazı Aleviler kendilerini dışlanmış
hissettiklerini söylüyor...
Sorun Alevilerin adını anmaması değildi. Sorun Ortadoğu’da
Türkiye’yi emperyal bir güç yapma uğruna İslam bayrağı altında
yeni bir yol , yeni bir formül önermesiydi. Bu bayrak sadece
Alevileri, Bektaşileri değil, Hıristiyanları, laik demokratları,
dine göre yaşamayan seküler bütün kesimleri de dışlıyordu ama en
çok Aleviler kaygı duydu. Öcalan konuşmasında 10 binlik, 20
binlik toplulukların adını sayıyordu, 15-20 milyonluk bir
topluluğun adını nedense söylemiyordu. Muhtemelen
Tayyip Erdoğan’ın izin vermemesi yüzünden
Alevilere vurgu yapamadı. Ondan sonra Suriye’deki gelişmeler
yaşandı.
Ahmet Türk, “Biz Suriye konusunda ABD
ile hemfikiriz” demeye başladı. En korkuncu ise
Selahattin Demirtaş’ın “Lazkiye bir Kürt kenti
olabilir” sözlerini ortaya atmasıdır. Suriye, İran,
Irak’ta üç devlet olabilir, dedi. Bu zihniyet Pankürdizm değil
mi? Pantürkçülük kötü de Pankürtçülük iyi mi? Pankürtçülük daha
tehlikelidir çünkü bir devlet değil, üç devlet istiyor. Müthiş
bir iştah, bu iştah beni korkutuyor.
Alevilerin temel isteği nedir?
Öcalan’ın İslam bayrağı altında kuracağı bir toplumda Şafii ve
Sünni muhafazakârlar hariç diğer bütün kesimlerin yaşam hakkı
yok. Bu temelde şekillenmiş bir toplumda Aleviler nefes alamaz.
Aynı şekilde biçimlendirilen bir Türk muhafazakârlığı içinde de
yer alamaz. Dolayısıyla laiklik bizim için tek yaşama ilkesi
oluyor.
İktidar Kürt sorununun çözümü için bazı adımlar atıyor
ama bir türlü Alevilere ‘açılamıyor’. Neden?
Bence Kürtlere etnik bir hak vermiyor, sadece onlara camiyi
gösteriyor, biz cami kardeşiyiz, diyor. Camide bir araya
gelebiliriz, diyor. Öcalan’la hükümet arasında gizli bir
sözleşme var. Ben barış süreci olduğunu düşünmüyorum. Şu anda
sadece Dersim’e 21 karakol yapılıyor, Güneydoğu’nun pek çok
yerinde yeni karakollar yapıldığı haberleri geliyor.
Türey Köse
2 Temmuz 2013
Kaynak: Cumhuriyet
5.bölüm için tıkla
|